Wednesday, September 20, 2006

02 EYLUL 2006 CUMARTESI GUNLU GAZETELERDEN YARGI HABERLERI

Uluslararası Af Örgütü’nden misket bombası kullanan terörist İsrail’e kınama
Vicdansız, hukuk tanımazlar!
UAF: “İsrail’in misket bombası kullanması ve işgal boyunca uluslararası hukuku ihlâl etmesi, Birleşmiş Milletler’in bu konularda acilen ve derinlemesine bir soruşturma başlatılmasını gerektirmektedir.”
LONDRA
Uluslararası Af Örgütü, terörist İsrail'den, Lübnan savaşı sırasında kullanılan misket bombaları konusunda bir soruşturma yapılmasını kabul etmeye ve bundan sonra başka insanların ölmesinin önlenmesi için bu bombaların nerelerde bulunduğunu açıklamaya çağırdı. Örgütten yapılan yazılı açıklamada, ''İsrail tarafından misket bombası kullanılması ve İsrail'in Hizbullah ile arasındaki savaş boyunca uluslararası hukuku ihlâl etmesi, BM'nin bu konularda acilen ve derinlemesine bir soruşturma başlatmasını gerektirmektedir'' denildi.
İnsanların yaşadığı yerlerde misket bombası kullanılmasının uluslararası kuralların açıkça ihlâl edilmesi anlamına geldiği belirtilen açıklamada, BM'nin resmi isteklerine karşın İsrail'in misket bombası bulunan yerlerin haritasını hâlâ vermemesinin skandal olduğu ifade edildi ve başta çocukların olmak üzere Lübnanlı sivillerin yaşamlarının tehlikeye atıldığına işaret edildi.
Siyonistlere göre her şey mübah!
Bu bombaların yüzde 90'ının savaşın son 72 saatinde atıldığı hatırlatılan açıklamada, ABD'den İsrail'e bu tür bombalar sağlamaması da istendi. Terörist İsrail ise, Lübnan'da giriştiği katliamda misket bombaları kullanmasının tamamıyla yasal olduğunu savunmuştu. İsrail Hükümet Sözcüsü Miri Eisin, savaşın üzücü olduğunu, ancak İsrail'in savaş boyunca uluslararası kurallara uygun davrandığını söylemiş, ''İsrail, kullandığı savaş gereçleri konusunda hiçbir uluslararası hukuku ihlâl etmemiştir. Bunların kullanımı uluslararası standartlara uygundur'' şeklinde açıklama getirmişti.

İçeri almadı içeri aldılar,

YATAĞAN Termik Santrali'ne keşfe gelen hakim, avukat ve keşif heyetinin santrale girişine izin vermediği ve görevlilere mukavemet gösterdiği iddiası ile gözaltına alınan Yatağan Termik Santrali Teknik Müdürü H.S. nöbetçi savcı tarafından tutuklanma talebiyle mahke-meye sevk edildi. Mahkeme H.S'nin 15 bin YTL kefaletle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmasına karar verdi.

Muğla Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Yurtseven olayda mukavemet olduğunu söyleyerek şöyle konuştu: 'Hakim heyet, avukatlarla birlikte santralde tespit yapmaya gitmiş. Asliye hukuk hakimini içeriye almak istememişler. Bir hakimi içeriye almamak mümkün mü? Güvenlik engeliyle karşılaşan hakim ve heyet keşif yapmadan geri dönmüş. Bir hakimin, savcının içeriye alınmaması mümkün mü?'


Taşkesen Paşa stajyer avukat

Telefonlarının izinsiz dinlendiğini ileri sürerek Kara Harp Okulu Komutanlığı’ndan istifa eden Tümgeneral Reha Taşkesen, stajyer avukatlık için Ankara Barosu’na başvurdu.
02.09.2006

Ankara- Evraklarındaki eksiklik nedeniyle başvurusu askıya alınan Taşkesen, bir yıllık stajyerlikten sonra yemin ederek, avukatlığa başlayacak. Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Taşkesen, ilk 6 ay adliyede staj yapacak. İkinci altı ayda ise bir avukatlık bürosunda çalışacak. Başvuru dosyasını inceleyen kurul, Taşkesen’in sicilinin dosyada yer almadığını belirterek, tamamlanması için 15 günlük yasal süre verdi. Ancak Taşkesen bu sürede eksikliği tamamlayamayınca başvurusu askıya alındı. Taşkesen’in Genelkurmay’daki sicil kayıtlarını kurula sunmasının ardından Baro, stajın başlamasına ilişkin karar verecek.


‘Vatandaş adliyeden korkuyor’


“Hijyen Operasyonu” ile kamu kurumlarına yapılan kömür ihalelerindeki yolsuzluğu ortaya çıkartan Akşehir Cumhuriyet Savcısı Celalettin Karanfil, vatandaşların cumhuriyet savcıları yerine basına ihbarda bulunduklarını söyledi.

YASEMİN ARPA
NTV-MSNBC

İSTANBUL - Akşehir Cumhuriyet Savcısı Celelattin Karanfil, soruşturmasını yürüttüğü “Hijyen Operasyonu’nda geldikleri aşama ile ilgili olarak NTVMSNBC’ye şunları söyledi: ‘Bir kısım soruşturma devam ediyor. Şimdiye kadar yaklaşık 10 dava açıldı. Davalar, Türkiye’nin çeşitli illerinde devam ediyor. Gizli bir dosya olduğu için bununla ilgili somut açıklamalar yapamıyoruz.” Savcı Karanfil, soruşturmadaki yolsuzluk miktarının da 60 trilyon civarında olduğunu söyledi.


”ÖRGÜTLER İÇİNE KAMU GÖREVLİSİ ALMADAN ÇALIŞMIYOR”
Çok sayıda operasyonda, kamudaki her yaptığımız operasyonun içinde mutlaka kamu görevlilerinin bulunduğunu görüyorum. Bu şaşırtmaktan ziyade üzüldüğüm bir şey. Mutlaka her çalışmamızda bir kamu görevlisiyle karşılaşıyoruz. Ben şuna inanıyorum: Hiçbir örgüt içerisine kamu görevlisi almadan başarılı olamaz. Mutlaka her örgütte onlara yardım eden kamu görevlisi vardır.

”İHBARLAR CUMHURİYET SAVCISI YERİNE BASINA YAPILIYOR”
Cumhuriyet savcılarının sıkıntısı ihbar gelmemesi. Vatandaş maruz kaldığı suçu bize iletmiyor. Cumhuriyet savcıları olarak basında çıkan haberlerden bir çok soruşturma yapıyoruz. Burada şuna dikkat etmek lazım: İhbarlar neden basına gidiyor da cumhuriyet savcılarına gelmiyor? Bunun üzerinde düşünmek gerekiyor. Bence vatandaş adliyeden biraz korkuyor, biraz çekiniyor. Kendilerine adliye kapılarının kapalı olduğunu düşünüyor. Bir neticeye ulaşamayacaklarını düşündükleri için adliyeye gelmiyorlar.


”AVUKATLIK YAPMAYACAĞIM DEDİM”
Hukuk Fakültesi’nde öğrenci olduğum yıllarda fakülte dışında kalan zamanlarda avukat yanında çalıştım. Burada çalışırken diğer hukuk öğrencilerine göre hayatı daha yakından tanıma fırsatı buldum. Özellikle İstanbul’da bütün gittiğimiz kamu dairelerinde parasız iş yaptıramadığımızı gördüm. Avukatın yanında çalışan biri olarak, belediyeye de gitseniz, nüfusa da gitseniz, tapuya, adliyeye, nereye giderseniz bugünün parasıyla 10-20-50 milyon gibi paralar vererek insanların işini yaptırdıklarını gördüm. Bu nedenle ‘ben bu avukatlığı yapmayacağım’ dedim. Çünkü o parayı vermediğiniz zaman sizi dışlıyorlar; o zaman da iş yapamazsınız. Her cumhuriyet savcısının mutlaka avukatlık yapıp, olanları görmesi lazım. Bunun dışında cumhuriyet savcısının sağır olmaması, kör olmaması lazım.

”HASTANE İHALELERİNİ HEP AYNI KİŞİLER ALIYOR”
Daha sonra staj yıllarında Anadolu’ya gittiğimde bürokraside işleyen şeyler de kulağımıza geliyor. Her ihalede ‘çantacı’ denilen kişiler duyuyorsunuz. Her ihalede ihale komisyonu üyelerinin ihaleyi alacak kişilere en baştan anlaştığını biliyorsunuz. Herkesin yüzde 10 yüzde 20 payı olduğunu duyuyorsunuz. Bunu yaparken de en çok şunu duyuyorsunuz: Bir ihalede küçük bir belge yaratıyorlar.

Örneğin; devlet hastanesi ihalelerinde ya da sosyal il müdürlükleri ihalelerinde ‘ilaçlama’ belgesi dediğimiz belge var. Sözleşmeye ‘ancak bu belgesi olan kişiler ihaleye girebilir’ diye şart konuyor. Ve bakıyorsunuz ki, bu belge sadece bir firmada var. Türkiye’de başka hiçbir firmada yok. Baştan tekel yaratıyor ve o belgeyi başka hiç kimseye vermiyorlar. Gidin bakın belli bölgelerdeki hastane ihalelerini hep aynı kişiler alıyor. Çünkü sadece o belge bir kişide var, başka kimseye o belgeden verilmiyor. İhaleler de lafta kalıyor.


Linç girişimlerine DTP tepkisi

DTP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Sakık, son dönemlerde partilerine yönelik ayrımcı ve antidemokratik uygulamalar ile Kürtlere yönelik linç girişimlerindeki artıştan kaygı duyduklarını belirtirken, tepki gösterdi.
(ANKA)-Son dönemlerde DTP’ye yönelik ayrımcı ve antidemokratik uygulamalar ile Kürtlere yönelik linç girişimlerindeki artıştan kaygı duyduklarını dile getiren DTP Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Sakık, yetkililerin, linç girişiminde bulunanları değil, mağdurları gözaltına aldığını, açıklamalarıyla saldırganları cesaretlendirdiğini ifade etti.

Sırrı Sakık yaptığı açıklamada, geçtiğimiz günlerde, Konya’nın Bozkır ilçesinde Kürtlere yönelik bir linç girişimi yaşandığını önesürdü. İki kişi arasında meydana gelen bir sorun bahane edilerek, okul inşaatında çalışan Kürt işçilerin yüzlerce kişi tarafından linç edilmek istendiğini ve ilçeyi terk etmeye zorlandıklarını anlatan Sakık, ne yazık ki yetkililerin, linç girişiminde bulunanları değil, mağdurları gözaltına aldığını, açıklamalarıyla saldırganları cesaretlendirdiğini, toplumda linç kültürünün yaygınlaşmasına yol açtıklarını savundu. Linç girişimlerini öven yetkililere son olarak İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah’ın eklendiğini kaydeden Sakık, bu yetkililerin darhal görevden alınmasını ve haklarında yasal işlem başlatılmasını istedi.

Sakık, DTP Siirt İl binasının açlık grevi yapıldığı, Gebze ilçe ve Darıca belde örgütlerinin ise 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla asılan pankartlar gerekçe gösterilerek basıldığını ve 13 kişinin tutuklandığını ifade ederken, Batman Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan’ın garnizonda yapılan 30 Ağustos kutlamalarına alınmadığını, Tunceli Belediye Başkanı Songül Erol Abdil’in 30 Ağustos resepsiyonuna davet edilmediğini anlattı. Demokratik hukuk devletlerinde rastlanmayacak bu uygulamaların, toplumsal barışa hizmet etmeyeceğini belirten Sakık, DTP olarak, haksız bir şekilde tutuklanan yöneticilerin serbest bırakılmasını, partilerine ve Kürtlere yönelik ayrımcı, baskıcı uygulamalara son verilmesini talep etti.


Akaryakıt şirketlerinden 1.6 milyarlık cezaya itiraz

Verilen cezaların bir ay içinde ödenmesi gerekiyor. Petrol Ofisi CEO'su Nahum: Cezalar, haksız ve hukuka aykırı. Her türlü kanuni haklarımızı kullanacağız

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu'nun (EPDK), 28 akaryakıt dağıtım şirketine toplam 1.6 milyar YTL idari para cezası uygulanmasını kararlaştırmasının ardından bazı dağıtım şirketlerinden kanuni haklarını kullanacakları yönünde tepkiler gelirken, para cezalarının yasal tebligatın yapılmasının ardından 1 ay içinde ödenmesi gerekiyor.

1 ay içinde ödenmeli

Edinilen bilgiye göre, EPDK tarafından 'lisansı olmayan akaryakıt bayilerine akaryakıt ikmali yaparak Petrol Piyasası Kanunu'nda düzenlenen lisans faaliyet sınırını aştıkları' için ilgili yasa ve tebliğ gereği, toplam 1 milyar 666 milyon 835 bin 180 YTL idari para cezası uygulanmasına karar verilen dağıtım şirketleri, yönetmelik gereği, yasal tebligatın yapılmasından itibaren 1 ay içinde para cezalarını ödemek zorundalar. Şirketlerin söz konusu cezayı ödememeleri durumunda, para cezaları Maliye Bakanlığı'na devredilerek, 6183 sayılı 'Amme Alacaklarının Tahsili Usulü' hakkında kanun gereği tahsil ediliyor.

Akaryakıt dağıtım şirketlerinin yasal tebligat ardından dava açarak, Danıştay'dan yürütmeyi durdurma talep hakkı bulunuyor. Ceza uygulanacak şirketler arasında; Petrol Ofisi, Opet, Turcas, Aytemiz, Total, Shell, BP gibi sektörün önde gelen şirketleri yer alıyor.

Hukuka aykırı

Petrol Ofisi, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) para cezasına ilişkin olarak, yasal tebligatın yapılmasıyla birlikte her türlü kanuni hakkın kullanacağı açıklamasını yaptı. Petrol Ofisinden Borsaya yapılan açıklamada, EPDK tarafından şirkete ve iştiraklerinden Erk Petrol Yatırımları A.Ş'ye 'lisanssız bayilik faaliyetinde bulunan gerçek veya tüzel kişilere akaryakıt ikmali yapması' iddiasıyla idari para cezası uygulanmasına karar verildiği ve kurul kararının dün gece şirkete faksla iletildiği kaydedildi. Açıklamada, 'Söz konusu kararın haksız ve hukuka aykırı olduğu görüşünde olan şirketimiz yasal tebligatın yapılmasıyla birlikte her türlü kanuni haklarını kullanacaktır' denildi.

Petrol Ofisi Üst Yöneticisi (CEO) Jan Nahum, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun (EPDK) akaryakıt dağıtım şirketlerine verdiği para cezalarına ilişkin olarak, 'Cezaların hukuki bir altyapısı bizce yok. Dolayısıyla hukuki sürecini çalıştıracağız ve gerekli müdahaleleri yapacağız' dedi.

Ceza uygulanamaz

Nahum, Petrol Ofisi'nin 2006 yılı altı aylık finansal sonuçlarının değerlendirildiği basın toplantısında, gazetecilerin EPDK'nın cezalarına ilişkin sorularını yanıtladı. Ceza verildiğini önceki akşam öğrendiklerini aktaran Nahum, haksız olan bu cezanın hukuki mesnedi olmadığını, dolayısıyla da Petrol Ofisi olarak konuyu hukuki sürece taşıyacaklarını söyledi. Jan Nahum, 'Bu cezanın ödenmesi, ikinci aylık rakamlarınıza nasıl yansır?' sorusunu, 'Cezanın önümüzdeki altı ayın içinde ödenmesi gerekliliğinin olmayacağı kanaatindeyim. Herhangi bir şekilde ikinci altı ayda böyle bir cezanın devreye girmeyeceğini düşünüyorum' diye yanıtladı. Bundan sonra ne şekilde adım atacakları sorusu üzerine ise Nahum, 'Muhakkak hukuki olarak bunu takip edeceğiz. Cezaların hukuki bir altyapısı bizce yok. Dolayısıyla hukuki süreci çalıştıracağız ve gerekli müdahaleleri yapacağız' dedi.

Cezalar

EPDK'dan İMKB'ye gönderilen açıklamada ise EPDK'nın Petrol Piyasası Kanunu'nda yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin edilen petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerini düzenlediği hatırlatıldı.


9 cana 6 yıl hapis cezası çok geldi

İzmir'de bir kafeteryada yangın çıkmış, 9 kişi ölmüştü. Davası yıllar sürdü, sonuçta 6 yıl ceza geldi. Bunu çok bulan kafe sahibi karara itiraz etti. Dava yeniden görülecek

9 cana 6 yıl ceza fazla!

Yangın önlemi yoktu

İzmir Bornova'daki Cafe Nağme'de Kasım 2003'te elektrik panosundaki arıza nedeniyle çıkan yangında; 4'ü personel, 5'i üniversite öğrencisi 9 genç yanarak öldü. Olayın ardından kafeteryanın sahibi Abidin Akkuş, önlem almayarak "1'den fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek" suçundan 6 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Ceza inerse kurtulacak
Yargıtay, Abidin Akkuş'un cezasını fazla buldu. Önümüzdeki günlerde yeniden görülecek davada, mahkeme heyeti Yargıtay'ın kararına uyup cezayı indirirse, daha önce 7.5 ay hapis yattığı ve eski infaz yasası uygulanacağı için Akkuş sadece 1 yıl 4 ay daha hapis yattıktan sonra özgürlüğüne kavuşacak.


Global`e `Tüpraş hisselerini geri ver` davası

`Alıcı değil aracıydık`
Global Menkul Değerler, Tüpraş`ın yüzde 14.76 oranındaki hissesinin satışı işlemine ilişkin, yargılama sürecinin ve kararın tarafı olunmadığı açıklamasını yaptı. Açıklamada, şirketin, alıcıların aracı kurumu olarak görev aldığı, davanın herhangi bir hukuki mesnedi olamadığı kaydedildi.


Köprü zammına yağmur gibi dava

Köprü ve otoyol ücretlerine yapılan büyük zamma herkes tepkili. Tüketici derneklerinin dava üstüne dava hazırlığında... Danıştay’ın emsal kararı olduğu için zammın geri alınacağından emin gibiler

Köprü ve otoyol geçiş ücretlerinin yüzde 40’a varan oranlarda artırılması tüketici derneklerini ayağa kaldırdı. Karayolları yetkilileri, 3 yıldan beri geçiş ücretlerinin artırılmadığını söylese de, tüketici dernekleri. “Deli Dumrul Vergisi” olarak değerlendirdikleri zamların iptalı için dava üstüne dava açtı. Tüketiciler Birliği ile Tüketiciyi Koruma Derneği’nin açtığı davaların yanı sıra CHP Milletvekili Mehmet Sevigen de Ankara İdare Mahkemesi’nde açtığı dava ile yürütmenin durdurulmasını ve zamların iptalini istedi. Dava dilekçesinde şehir içi ulaşımda zorunlu halen gelen köprü geçiş ücretine yapılan zammın, kişilerin ulaşım hürriyetini kısıtladığı dile getirildi. Ayrıca son zammın gerekçesi olarak hükümetin bütçe açığını gerekçe göstermesine rağmen daha önce yapılan zamların köprü ve otoyolların yapımı ve bakımını finanse etmek için yapıldığına dikkat çekildi.

DAVALARIN EMSALİ VAR
Tüketici dernekleri açılan davalarla Karayolları’nı köşeye sıkıştırmaya hazırlanıyor. Üstelik ellerinde emsal oluşturacak danıştayın bir kararı da var. 2001’de Karayolları Genel Müdürlüğü, bütçe açığının kapatılması için otoyol ücretlerini yüzde 200, köprü geçiş ücretlerini de yüzde 33 arttırmış, köprüden geçişi 1,5 YTL’den 2 YTL’ye çıkarmıştı. Zamlarla ilgili olarak ülkenin dört farklı idare mahkemesinde dava açılmıştı. Ankara 4. İdare Mahkemesi 25 Eylül 2002’de ulaşımı kamusal hizmetlerin en önemlilerinden biri olarak kabul etti ve kamusal hizmetlerin bütçe açıklarını kapatmak için kullanılamayacağına karar verdi ve yürütmeyi durduma kararına hükmetti. Bunun üzerine Karayolları zammı geri çekti ama Bayındırlık Bakanlığı ile birlikte temyiz başvurusuna gitti. Dava, Danıştay 10. Dairesi’nde geçtiğimiz aylarda karara bağlandı ve Ankara 4. İdare Mahkemesince verilen kararın dayandığı gerekçenin usul ve yasaya uygun olduğu ve bozulmasına gerek olmadığı kanaatine varıldı

‘YİNE İPTAL ETTİRECEĞİZ’
İşte bu karar son zamların ardından açılan davalar için de emsal olacak. Enflasyon oranı üzerinde yapılan zamlar nedeniyle Karayolları Genel Müdürlüğü hakkında dava açan Tüketiciler Birliği Başkanı Avukat Bülent Deniz şunları söyledi: “2002 yılındaki davada mahkeme enflasyon üzerindeki zammı iptal etmiştir. Bu sefer de yüzde 20-50 oranında zam yaptılar. 2 yıllık enflasyon oranının da üzerinde bir zam söz konusu. Ayrıca köprü ve karayolları şehir içinde kaldığı için geçişlerden para alınmaması lazım. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir uygulama yok. Şehir içi ulaşım için para ödenmesi insan haklarına aykırı bir durum. Yine zamları iptal ettireceğiz.” En kısa zamanda çeşitli eylemlerle zamları protesto edeceklerini belirten Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği Başkanı Fuat Bilgin ise şöyle konuştu: “35 yıl önce tüketicilere söz verip maliyetini çıkardığında bu köprüyü ücretsiz yapacağız dediler. Bu sözün tutulmamasını şiddetle kınıyoruz. Köprü gelirleri bütçe açıklarını kapatacak bir kaynak olarak görülüyor.

ULAŞIM HAKKI
Tüketiciler Derneği Genel Başkanı Engin Başaran ise zamları “Deli dumrul vergisi” olarak tanımladı. Başaran “Zaten vergilere çok tepkiliyiz. Vatandaşın vergi yükü çok ağır, herkes tepkili. Hükümetin vatandaşın tepkilerine duyarsız kalıp onların üzerine gidercesine zam yapması öfke mi talihsizlik mi ayırt edemiyorum.” diye konuştu. Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan ÇAKAR da “Bu zammı kabul etmek mümkün değil. Ulaşım hakkı tüketicinin en temel hakkıdır, parası olmayanan köprüden geçemeyecek mi?” dedi.


Atabeyler grubuna ikinci dava


Sivil mahkemenin ‘çete’ kurmaktan 27 yıla kadar hapis cezası istediği Atabeyler grubuna ikinci dava askeri savcılıktan geldi. 6 sanık hakkında 11 yıla kadar hapis cezası istendi...


GENELKURMAY Askeri Mahkemesi Başsavcılığı, Atabeyler grubuna ilişkin soruşturmasını tamamlayarak dava açtı. Aralarında eski Havacı Yüzbaşı Murat Eren, Astsubay Erkut Taş’ın da bulunduğu altı kişi hakkında TCK’nın ‘Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıkladıkları’ ve ‘Askeri eşya çalmak’ iddiasında bulunuldu. Hazırlanan iddianamede, sanıkların 11 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanmaları talep edildi. Dava, önümüzdeki günlerde askeri mahkemede başlayacak. Dava hakkında mahkemenin gizlilik kararı alması bekleniyor.

YAŞ kararıyla ordudan ihraç edilen eski Yüzbaşı Eren ve astsubaylar hakkında açılan davanın daha sonra sivil mahkemeye gönderilebileceği de belirtildi. Yetkililer, Atabey grubunun sivil mahkemede ‘çıkar amaçlı suç örgütleri’ iddiasıyla yargılanmaya başladıklarına dikkat çekti. Atabeyler’e yönelik operasyon sonrası yürütülen soruşturmada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında 2 yüzbaşı, 2 astsubay ile 2 emniyet müdürünün de bulunduğu 10 sanık hakkında 27 yıla kadar hapis cezası istemişti.

Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın iddianamesinde, Yüzbaşı Murat Eren ve Astsubay Erkut Taş’ın diğer sanıklarla planladıkları eylemlerle hükümete karşı darbe hazırlığında oldukları öne sürülmüştü. Atabeyler’le ilgili Genelkurmay Askeri Savcılığı tarafından, askeri mühimmatı zimmetine geçirmekten başlatılan soruşturmaysa halen sürüyor. Yüzbaşı Murat Eren ve astsubayların evlerinde yapılan aramalarda Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın gizli belgeleri ele geçirilmişti.


YASEMİN GÜNERİ


Duruşmalar artık naklen yayın gibi

Yeni uygulamayla sanık ve avukatlar, Ankara'daki duruşmaya İstanbul'dan canlı görüntü ve ses bağlantısıyla katılabilecek

AVRUPA Birliği'ne uyum sürecinde revizyondan geçirilecek yasalar arasında bulunan Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanun (HMUK) Tasarısı, adalet sistemine ilginç yenilikler getiriyor.

Tasarının yasalaşması durumunda, duruşmalarda artık görüntü ve ses aktarımı yapılabilecek. Mahkemeye gelmeyen kişilerin veya vekillerinin ses ve görüntülerinin nakledilmesi yoluyla, bulundukları yerden duruşmaya katılabilmesi ve dava ile ilgili işlemlerin yapılabilmesi sağlanacak.

Bu sistemle birlikte İstanbul'da yaşayan ancak Ankara'da bir duruşması olan avukatın Başkent'e gitmesine gerek kalmayacak. Avukat, bulunduğu yerdeki mahkemeye giderek duruşmaya ses ve görüntü kaydı ile katılabilecek. Uygulama öncelikle, Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) kapsamındaki illerde gerçekleştirilebilecek.

Uygulamadan kaynaklanan aksaklıkları gidermek, davaların hızlı, basit, en az giderle ve etkin bir biçimde görülmesini sağlamak amacıyla yeniden düzenlenen HMUK Tasarısı'yla, davanın her aşamasında davacının para yatırmasına gerek kalmayacak. Bazı davaların masraf ve giderlerinin zamanında yatırılmaması nedeniyle geciktiği ve gereksiz yere uzatıldığına dikkat çekilen düzenlemede, devreye avans sisteminin gireceği belirtiliyor..

Hukuk davalarında, 50 bin YTL'nin üzerindeki uyuşmazlıklar için avukatla temsilin zorunlu olacağı düzenlemeye göre, para cezalarının ertelenmesi kaldırılırken, tahkim hakkında getirilen kararlar, Milletlerarası Tahkim Kanunu'na uyumlu olacak.

Yeşim ERASLAN / ANKARA
02.09.2006


Eski vekil, ‘otopsi yaptırın’ diye vasiyet etmiş

Başkent Üniversitesi Hastanesi’nde yanlış tedavi sonucu öldüğü iddia edilen eski milletvekili Mehmet Sait Reşa’nın ilginç bir vasiyette bulunduğu ortaya çıktı.

Reşa, “Ölürsem hastane hakkında dava açın. Vücudumun otopsisini yaptırın.” demiş. eski vekilin oğlu Osman Reşa, babasının hastanede yatarken cep telefonuyla vücudunun belden aşağısının fotoğrafını çekerek, “Bu fotoğrafları davada delil olarak sunun.” diye vasiyet ettiğini söyledi. Yargı mücadelesini sonuna kadar sürdüreceklerini belirten Reşa, “Amerika’da olsa diplomaları ellerinden alınırdı. Bu hatayı yapanlar bedelini ödemeli.” dedi. Acılı eş Fikret Reşa ise “Hastanenin hatası yüzünden bizim canımız yandı, bari başkalarının canı yanmasın. Hakkımızı sonuna kadar arayacağız.” şeklinde konuştu. Başkent Hastanesi, başbakanlığı döneminde Bülent Ecevit’e de yanlış tedavi uygulamakla suçlanmıştı. Habib Güler, Ankara


Adliyede dövüp dışarı çıkınca kurşunladılar

Bakırköy'de, bir yakınının davasını izlemeye gelen kişi, duruşma öncesinde diğer tarafın saldırısına uğradı, adliye çıkışında da bir otomobilden açılan ateş sonucu öldürüldü. Çobançeşme'de 28 Haziran 2006 günü meydana gelen trafik kazasının ardından, taraflar arasında bıçaklı kavga çıktı. Kavgada Kubilay Levent Kerem Mirhan'ı yaraladı. Olaydan sonra Levent tutuklanarak Metris Cezaevi'ne gönderildi.

Adliye önünde vurdular
Olaya ilişkin dün Bakırköy 14. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya gelen taraflar arasında adliye koridorlarında kavga çıktı. Polis her iki tarafı da biber gazı sıkarak ayırdı. Dava bittikten sonra mağdur Kerem Mirhan'ın amcasının oğlu Hayrettin Mirhan, bazı yakınlarıyla birlikte adliyeden ayrıldıktan sonra, binanın yakınındaki trafik ışıklarında silahlı saldırıya uğradı. İçinde 3 kişi bulunan bir otomobilden ateş edilen Mirhan ağır yaralandı. Yaralı tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.

Deniz DERİN / MERKEZ


Talim Terbiye devre dışı

Milli Eğitim Bakanlığı, ilk ve ortaöğretimde okutulacak ders kitaplarının incelenmesi görevini Talim ve Terbiye Kurulu'ndan alarak, bu konuda Yayımlar Dairesi Başkanlığı'nı yetkili kıldı. Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmeliğe tepki gösteren yayınevleri, dünden itibaren incelenmek üzere bakanlığa kitap göndermeyi durdururken, Eğitim-Sen dava açmaya hazırlanıyor. Yayıncılar ve sendika dün de protesto gösterisi yaptı.


Özlem’in ölüm nedeni 10 aydır çözülemedi


TAMER Ailesi’ni, biricik kızları Özlem’den ayıran olay 10 ay önce meydana geldi. 29 yaşındaki Özlem, şiddetli karın ağrısı şikayetiyle İzmit Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Dr. Süleyman Balcı tarafından apandisit ameliyatı yapılan genç kız 2 gün sonra yaşamını yitirdi. Ailesi, Balcı hakkında dava açtı. Olayı araştıran valilik soruşturma izni verdi.

SAVCILIK ise Adli Tıp’tan kesin ölüm nedeni gelmeden bir işlem yapamayacağını söyledi. Ancak o gün bu gündür Adli Tıp’tan rapor gelmedi. Üstelik 1 yıl içinde tamamlanması gereken davanın zaman aşımına uğramasına 2 ay kaldı. Olaya isyan eden acılı aile ‘Gerekirse AİHM’e kadar gideceğiz’ dedi...


atv, Erbil'e tazminat davası açtı

Canlı yayında yanındaki yardımcılardan birinin eşofmanını indiren Mehmet Ali Erbil hakkında "atv'nin itibarını zedelediği" gerekçesiyle 5.5 milyon YTL tazminat istendi.

atv'den M. Ali Erbil'e 5.5 milyon YTL'lik dava

atv, canlı yayında bir görevlinin eşofmanını indiren Erbil ile programın yapımcısına 5.5 milyon YTL'lik tazminat davası açtı.

atV'nin avukatları, Asliye Ticaret Mahkemesi'- ne açılan tazminat davasının dilekçesinde Mehmet Ali Erbil ile Kuzey Müzik şirketinin sözleşmeye aykırı davrandığını belirterek, yaşanan olayla halkın gözünde atv'nin itibarının zedelendiğini anlattı. Erbil ve Kuzey Müzik ile yapılan sözleşmenin yayından hemen sonra iptal edildiği vurgulanan dilekçede "Türk örf ve adetleri ve genel ahlak kurallarıyla kesinlikle bağdaştırılması mümkün olmayan olay karşısında gerek stüdyodaki seyirciler, gerekse televizyonları başında programı izleyenler, Mehmet Ali Erbil'in bu davranışı sonrası yaşanan olayla dehşet içinde kaldı."

ZARAR VERMEK İÇİN YAPTI
Dilekçede üzücü olayın, uzun yıllardan beri yaptığı seviyeli yayınlarla kamuoyunda haklı şekilde aile televizyonu kimliğini kazanan atv'nin itibarını, derinden sarstığı vurgulanarak, "Bu şekilde atv'- nin kamuoyundakihaklı itibarı, büyük zarar gördü" denildi. Gelecek sezon için yapılan görüşmelerden olumlu bir sonuç alamayan Kuzey Müzik ile Erbil'in, atv'ye kasten zarar vermek amacıyla skandalı gerçekleştirmiş olabileceği belirtilen dilekçede, "Çünkü canlı yayın sırasında yaşanan olaylar, özellikle davalı Mehmet Ali Erbil'in yapımcı firma yetkililerine 'Olayın kayda alınıp alınmadığına yönelik' sorusu, canlı yayın sırasında gerçekleşen olayın önceden taraflarca birlikte kurgulandığının en önemli kanıtıydı" ifadesi yer aldı. atv'nin avukatı Abuzer Kendigelen, ayrıca RTÜK'ün verdiği 12 programlık cezanın onanması halinde Mehmet Ali Erbil ve Kuzey Müzik aleyhine her program için 150 bin YTL olmak üzere toplam bir milyon 800 bin YTL'lik ikinci bir dava açılacağını belirtti.

İSTANBUL/MERKEZ


Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, Global Menkul Değerler'den DAVACI oldu: Tüpraş hisse senetlerini geri ver

Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci imzasıyla Borsaya gönderilen açıklamada, Tüpraş Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş’nin sermayesinde bulunan yüzde 14.76 oranındaki kamu hissesinin İMKB Toptan Satışlar pazarında Global Menkul Değerler A.Ş’ye satılmak suretiyle özelleştirildiği anımsatıldı

Petrol İş Sendikası tarafından bu satış işleminin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle açılan davada, Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin 30 Aralık 2005 tarihli kararı ile dava konusu işlemin iptaline karar verildiği kaydedilen açıklamada, "Bunun üzerine, bahse konu iptal kararı uyarınca alıcı Global Menkul Değerler A.Ş’ye yazı yazılarak karar gereğinin yerine getirilmesi istenilmiş ise de, bu başvurunun sonuçsuz kalması neticesinde anılan mahkeme kararı gereğinin yerine getirilmesini teminen Global Menkul Değerler A.Ş. aleyhine dava açılmıştır" denildi.

Özelleştirme İdaresi’nin İMKB toptan satışlar pazarında satılan yüzde 14.76 oranındaki Tüpraş hissesini geri almak üzere dava açtığı Global Menkul Değerler, söz konusu işlemde "alıcı" değil aracı olarak hareket ettiğini bildirdi ve açılan davanın hukuki dayanağının olmadığını açıkladı.

(2 Eylül 2006 Cumartesi)


Eğitim-sen: AKP üniversitelere müdahale ediyor

Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Yard. Doç. alt kadroların alımının ÖSYM’nin yapacağı merkezi sınava ve bu sınavda alınacak 70 puan şartına bağlanmasını öngören yasayı, AKP’nin ünevirsitelere yaptığı siyasi bir müdahale olarak yorumladı.
(ANKA)-Alaaddin Dinçer yaptığı açıklamada, AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana eğitim sorunlarını çözmek yerine, çıkmaz sokağa sürüklediğini kaydetti. AKP’nin özellikle üniversiteleri karşısına aldığını ifade eden Dinçer, “Son olarak Yard. Doç. alt kadroların alımına ilişkin olarak yapılan düzenleme ile üniversitelerin elini kolunu bağlamıştır” dedi.
Dinçer, üniversitelerin daha önce Yard. Doç. kadrolarını kendileri yaptıkları sınav sonucuna göre aldığını, 12 Temmuz gününde çıkarılan yasa ile üniversite özerkliğine ve Anayasa’nın ilgili maddelerine aykırı bir biçimde Yard. Doç. alt kadroların alımının ÖSYM’nin yapacağı merkezi sınava ve bu sınavda alınacak 70 pun şartına bağlandığını anımsattı.
“ÖSYM’nin en erken bir yılda hazırlıklarını yaparak sınava gerçekleştireceğini düşündüğümüzde, bir yıl boyunca üniversiteler okutman, araştırma görevlisi, uzman ve öğretim görevlisi çalıştırmayacaktır” diyen Dinçer, bu durumun üniversitelerin temel işlevini yerine getirmesini engelleyecek bir tutum olduğunu bildirdi. Dinçer, yasanın dolaylı olarak AKP’nin üniversitelere siyasi bir müdahalesi olduğunu belirtti.


Şartlı tahliye katili


İzmir’de tecavüz edilip elle boğularak öldürülen Diş Hekimi Zekiye Gökşin’in katili yakalandı. Zanlının 10 yıl önce yine bir diş doktoruna tecavüzden hapis yattığı ve geçen yıl da Şartlı Salıverme Yasası’yla tahliye olduğu ortaya çıktı...


DİŞ Hekimi Zekiye Gökşin (40) geçen hafta İzmir Eşrefpaşa’daki muayenehanesinde tecavüze uğradıktan sonra boğularak öldürülmüş bulundu. Vahşi cinayeti işleyen zanlı ya da zanlılar için hemen araştırma başlatıldı. Gökşin’in olay günü çalındığı belirlenen kredi kartının Basmane Semti’nde kullanılmaya çalışıldığını tespit eden polis çemberi daralttı. Katil zanlısı A.E. önceki gece operasyonla yakalandı.

# DİŞLERİNİ TEMİZLETMİŞ

ZANLI A.E’nin, 10 yıl önce bir diş doktoruna tecavüz edip paralarını gasp ettiği gerekçesiyle cezaevine girdiği ve geçtiğimiz yıl Şartlı Salıverme Yasası’ndan tahliye olduğu ortaya çıktı. Kurbanlarını yalnız kadınlardan seçen A.E. ifadesinde olayı ayrıntılarıyla anlattı. Zanlı, Gökşin’in muayehanesine telefonla randevu alarak gittiğini, dişlerini temizlettiğini, bıçak tehdidiyle tecavüz ettiğini, kadını boğarak öldürdükten sonra da para, kredi kartı ve telefonunu alarak kaçtığını söyledi.

# AVUKATA DA SALDIRDI

A.E’NİN Gökşin’den gasp ettiği paraların tükenmesinin ardından önceki gün Hatay Semti’nde Avukat Ayşe Arısoy Alpsar’ı bürosunda taciz edip bıçakla yaraladığı da belirlendi. Avukat Alpsar, zanlıyı teşhis etti. Zanlının, Gökşin’in öldürülmesi olayında yanında bulunduğunu söylediği T.K. da gözaltına alındı. Polis, A.E’nin Gökşin’in kartlarıyla bankadan para çekmek istediği sırada yanında bulunan M.T’yi de yakaladı. Zanlılar sorgularının ardından adliyeye sevk edildi. ARDA YAVUZ


AFLA CIKTILAR DEHSET SACTILAR


# Şanlıurfa’da anneannesi ile bir kişiyi öldürüp cezaevine giren Recep Bulut, Şartlı Salıverme Yasası’ndan yararlanıp tahliye oldu. Bulut, 25 Temmuz 2002’de de teyzesi Hatice Kayar’ı eşarpla boğarak öldürdü.


# 1983 yılında Giresun’da dört kardeş ve annesini baltayla öldüren Fahri Elmas, 1991’de afla serbest kaldı. Mart 2006’da İstanbul Pendik’te iki kızı, iki oğlu ve üvey kardeşini öldürüp intihar etti.


# Öğretmen Serpil Yeşilyurt’a tecavüz edip öldüren canilerden Savaş Tüblek, otobüs durağında tartıştığı Serhat Akar ve kardeşlerini iki ay önce bıçakla yaraladı. star, 24 Aralık 2005 tarihli manşet haberinde Yeşilyurt’un katillerinin af yasası sebebiyle 7 yıl hapis yattıktan sonra tahliye edileceğini duyurmuştu.


# Afla cezaevinden çıkan ‘Suçmatik Kardeşler’, Nevzat, Cabbar, Menav ve Tarık Pehlivan tabanca, tüfek ve mermiyle yakalandı... İncelemede, silahların çok sayıda cinayette kullanıldığı tespit edildi.

02.09.2006


'Lisanssız şirketler, kaçak akaryakıt mı satsın?'

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) lisansı olmayan akaryakıt istasyonlarına ceza vermesini eleştirerek, "Lisanssız şirketler, kaçak akaryakıt mı satsın?" dedi.
AA- Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, Petrol Piyasası Kanunu'na göre, piyasada faaliyet gösteren tüm aktörlerin lisans alması gerektiğini, ancak lisans için ön koşul olan Gayri Sıhhi Müessese ruhsatının alınmasının sorun oluşturduğunu belirtti.
Şehir merkezlerine uzaklık nedeniyle söz konusu ruhsatı alamayan bayilerin lisans da alamadıklarını kaydeden Aygün, açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
"Bayiler, daha önce başvuruda bulunarak lisans almak için ek süre talep etmişlerdi. Bu talebi kabul etmeyen EPDK, ceza yağdırarak, sorunu çözeceğini sanıyor. Ülke ekonomisine katkı sağlayan şirketleri cezalandırmak sorunu çözmez, aksine derinleştirir. EPDK, akaryakıt istasyonlarına ceza yağdıracağına, akaryakıt kaçakçılığının önüne geçsin. Adındaki, (düzenleme) vasfına uygun davransın."
TBMM Akaryakıt Kaçakçılığı Meclis Araştırma Komisyonu raporunda, Türkiye'de 2003-2005 yılları arasında yaşanan 7,8 milyon tonluk akaryakıt kaçakçılığı ile 11 milyar YTL'lik vergi kaybı ortaya çıktığı bilgisinin yer aldığına da dikkat çeken Aygün, ülkemizin kaçak akaryakıt yüzünden yılda 3.6 milyar YTL vergi kaybettiğini vurguladı.
EPDK'nın akaryakıt kaçakçılığını önleyecek Ulusal Marker İhalesi yapacağına, ülkesine vergi veren şirketleri cezalandırdığını savunan ATO Başkanı, şöyle devam etti:
"2005'de yürürlüğe giren Yasa için 3 aylık uyum süresi verdiler. Bayilere ek süre tanımadılar. Oysa 2003'de yürürlüğe giren Ulusal Markera ilişkin yasanın öngördüğü ihaleler bir türlü yapılamıyor. Ulusal Marker İhalesini bir türlü tamamlayamayan EPDK, ceza yağdırarak mı açığını kapatmaya çalışıyor?
12 bin bayiden bin 700'ü lisans alamadı. Bu bayiler, faaliyetlerini sürdürüyorlar. Ceza alan dağıtım şirketleri, bu bayilere akaryakıt vermeyecekse, bu bayiler kaçak akaryakıt mı kullansın? Bu durumda devlet, kendi eliyle kaçak akaryakıtı teşvik etmiş olmuyor mu?"


Muayene ücretinde % 70 indirim

Türk Tabipleri Birliği'nin (TTB) yeni yönetimi, doktorların muayenehane ücretlerinin fiyatını düşürme kararı aldı. Doktorların muayenehane ücretinin taban fiyatı yaklaşık yüzde 70 düşürülerek 45 YTL'den 14.75 YTL'ye indirilecek. TTB'nin yeni tarifesi Ocak 2007'den itibaren uygulanacak. Böylece muayene ücretlerinin tabanı Maliye Bakanlığı'nın hastaneler için belirlediği ve Bütçe Uygulama Talimatı'nda (BUT) belirtilen fiyatla aynı olacak. Doktorların muayenehanelerinde bu fiyatın çok üzerinde tarifelerle hizmet verdiği biliniyor. Bu düzenlemeyle doktorlar, muayenehanelerinde, alt limit olarak 14.75 YTL'den fatura kesebilecek.

TEK FİYAT UYGULAMASI

TTB Genel Sekreteri Dr. Altan Ayaz, fiyat tarifesiyle ilgili AKŞAM'a açıklamalarda bulundu. TTB'nin tüm doktorların muayenehane fiyatlarının aynı olması gerektiğini istediğini belirten Ayaz, 'Aslında uzmanlık alanlarına göre tek fiyat belirlenebilir. Doktorun uzmanlığı ve işinin zorluğuna göre fiyatlarda kademeli artışlar olabilir. Ama aynı uzmanlık alanındaki doktorların muayenehane fiyatları Türkiye'nin her yerinde aynı olmalı' dedi.

DOÇENT-PROF. AYRIMI

Ayaz, doktorların muayene ücretlerinde doktorun, 'Doktor, Doçent ya da Profesör' gibi akademik unvanlarının değil uzmanlığının belirleyici olması gerektiğini savundu. Ayaz, 'Unvana göre muayenehane ücreti değişmemeli. Çünkü profesör, doçent gibi unvanlar akademik unvanlardır. Bu onların fiyatı artırmalarının gerekçesi olamaz' dedi.

Ayaz, Sağlık Bakanlığı'nın, doktorların muayenehane ücretlerinin tavan fiyatlarının da belirlendiği bir yasa değişikliği önergesi hazırlaması gerektiğini belirterek, 'Bakanlık mevcut yasanın değiştirilmesi konusunda adım atarak, bazı doktorların fahiş fiyatlarla muayene yapmasının önüne geçmelidir' dedi. Ayaz, doktorların muayenehane tabelalarında, 'Prof., Doç.' gibi unvanlarını da yazmaması gerektiğini söyledi.


Savcı isterse oluyor.

Sakarya’nın Geyve ilçesindeki bir düğünde ruhsatsız tabancayla havaya ateş eden Şenol Şen ve 16 yaşındaki M.M. savcılığın hışmına uğradı. Savcı, Şenol Şen’e, 12 bin YTL ön ödemeli para cezası verirken, silahı kurusıkı olduğu anlaşılan M.M.’ye de 3 bin 500 YTL ceza kesti.

Para cezasının 10 gün içerisinde ödenmesi gerektiğini tebliğ eden Savcılık bununla da kalmayarak, Şen hakkında “6136 sayılı Ateşli Silahlar Kununu”na muhalefet ve “halk arasında korku, kaygı ve panik yaratabilecek biçimde havaya ateş etmek” suçlarından; kuru sıkı tabancayla ateş eden genç hakkında da “Meskun mahalde ateş etmek” suçundan ceza davası açmaya da karar verdi.

Üstelik düğün magandalarının yakalanma yöntemi de Türkiye’de bir ilk. Polis, “Havaya ateş açanı nasıl yakalayalım. Ses duyduğumuzda elbette asayiş amaçlı kontroller yapıyoruz. Ama biz gittiğimizde havaya ateş açanlar gizleniyor” diye yakınırken jandarma bir çözüm buldu. Düğüne davetli gibi sivil kıyafetlerle giden ekipler, davetlileri eğlendirmek için sahnede org çalıp türkü söyleyen Şenol Şen’in ruhsatsız olduğu belirlenen tabancayla havaya ateş ettiğini belirledi. Aynı anda 16 yaşındaki M.M. de ateş ediyordu. Sivil jandarma ekipleri ikisini de yakalayıp savcıya götürüldü.

Savcılık, para cezalarını geçen yıl çıkan Kabahatler Kanunu’nun 23. Maddesi’ne dayandırdı. Bu madde Cumhuriyet Savcısı’na, kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkisi tanıyor.

(2 Eylül 2006 Cumartesi)


Vergi oyunu kredi kartıyla bozuldu

Yüzde 89`u tepkisiz
Arıoğlu, 2005`e ilişkin incelemeler sonucunda 22 bin 166 mükellefin beyanı ile harcamasının uyumsuz olduğunu tespit ettiklerini söyledi. Mektup göndererek uyardıkları bu mükelleflerden 19 bin 465`inin hiçbir tepki vermediğini anlatan Arıoğlu, şöyle konuştu:

`Mükelleflerin yüzde 89`u tepki vermedi. Bunları takip etmeye devam edeceğiz. Bize gelmeyenlere biz gidip, `İzah et. Neden eksik bu beyan` diyoruz. Eksik ödenen vergi 2.2 milyar YTL. Mükelleflerden bazıları da pişmanlıktan yararlanarak eksik beyanını değiştirdi. Bu kapsamda 150 milyon YTL vergi geliri elde edildi.`

Semte göre standart kazanç

Bu arada Maliye bürokratları, yeni Gelir Vergisi Kanunu`nu için çalışıyor. Bir ay içinde hazırlanacak taslakta yer alması beklenen bazı düzenlemeler şöyle:

Doktor, veteriner, dershane, spor ve güzellik salonları başta olmak üzere eksik vergi beyanında bulunan sektörler mercek altına alınacak. Sokak sokak dolaşılarak yeni iş yerleri tespit edilecek. Vergi kaçağını önlemek için `standart kazanç` uygulmasına gidilecek. Meslek gruplarının beyan ettiği vergiyle karşılaştırılacak olan stardart kazanç, her bölge için farklı olacak.


Gelir Vergisi'nde köklü revizyon

Yeni düzenlemeyle gönülden kopanın değil, gerçekte olanın vergisinin verilmesi hedefleniyor

Maliye Bakanlığı, gelir vergisinde köklü bir revizyona hazırlanıyor. Vergi dairelerini sokağa çıkaracak yeni düzenlemeler ile vergi kaçıranlara yönelik 'geçim bildirimi' devreye sokuluyor. Edinilen bilgiye göre, Vergi Konseyi'nin 'Gelir Vergisi Sisteminin Yeniden Oluşturulması Çalışmalarına İlişkin Ara Raporu'nun ardından, Maliye Bakanlığı bürokratları, yeni Gelir Vergisi Kanunu'nun yazımı için kolları sıvadı. Gelir İdaresi Başkanlığı ile Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü'nce ortaklaşa yürütülen yazım çalışmasında, Vergi Konseyi'nin Ara Raporu'ndan da yararlanılıyor. Yetkililer, IMF'ye bu yıl içinde yasalaşması taahhüt edilen yeni Gelir Vergisi Kanunu'na ilişkin taslağın, 1 ay içinde hazırlanarak, Ekim ayı içinde Başbakanlığa sevk edilmesinin planlandığını bildirdiler. Yetkililer, taslağın 2007 bütçesinden önce TBMM'de yasalaşmasının öngörüldüğünü de ifade ettiler.

Geçim Bildirim Formu

Maliye Bakanlığı'nda yazımına başlanan yeni taslakta yer verilen bazı düzenlemeler şöyle:

Vergi dairelerine yeni görev: Maliye bürokratlarının 'Vergi daireleri sokağa iniyor' dediği yeni sistem ile her vergi dairesi, ticaret odaları, belediyeler ve ilgili meslek kuruluşları ile birlikte, kendi bölgesindeki çeşitli meslekler için standart kazanç tespitinde bulunacak. Vergi dairelerinin, kendi bölgelerine ilişkin standart kazanç listeleri, daha sonra merkezde tek liste haline getirilecek.

Geçim bildirimi verilecek: Vergi daireleri, standart kazancın altında beyanda bulunanlardan Geçim Bildirimi Formu'nu doldurmalarını isteyecek. Mükellefin ev, yazlık, taşıt gibi sahip olduğu mal varlıkları ile gelir ve harcamalarını gösterecek Geçim Bildirimi Formu, sözkonusu kişinin beyan ettiği gelir ile yaşayıp, yaşayamayacağını da ortaya koyacak. Geçim Bildirimi Formu'nun ilgili vergi dairesince değerlendirilmesinin ardından beyan edilen gelir ile bildirimi arasında tutarsızlık bulunanlar, hemen incelemeye sevk edilecek.

Vergi daireleri, yeni sistemde, sürekli olarak sokak taraması da yapacak. Bu şekilde vergi dairesinin kendi bölgesinde açılan yeni işyerlerinin mükellefiyet tesis ettirip ettirmedikleri anlaşılacak. Maliye Bakanlığı yetkilileri, yeni kanunda vergi dairelerine yeni görevler verileceğini belirterek, 'Vergi dairelerindeki personelin dörtte biri, eski dosyaların tasfiyesi ile uğraşacak. Dörtte üçü ise bundan sonra vergi kayıp ve kaçağının azaltılmasına dönük sokak çalışması yapacak' dediler.

Vergi iadesi kalkıyor

İşçi ve memurların gider indirimi olarak adlandırılan vergi iadesi kalkacak. Bunun yerine, çalışanların eş ve çocuklarının durumlarını da dikkate alan özel indirim uygulamaya girecek. Maliye Bakanlığı yetkilileri, özel indirimle ücretlilere yapılacak katkının, vergi iadesi ile sağlanan getirinin altında olmayacağını bildirdiler.

Gerçek vergi ödenecek

Yetkİlİler, büyük yatırımcıya yönelik özel teşviklere de, yeni düzenlemede yer vermeyeceklerini ifade ettiler. Hayat standardı ve nereden buldun müessesesinin kaldırılmasının ardından gelir vergisinde hiçbir güvenlik sistemi kalmadığını belirten Maliye yetkilileri, şu değerlendirmede bulundular: 'Günümüzde mükellefler, gönüllerinden ne koparsa onun vergisini veriyor. Gelir vergisinde mesleklere göre ortalama kazançlar da bunu gözler önüne seriyor. Birçok meslek grubunda, beyan edilen ortalama kazanç, asgari ücretin bile altında kalıyor. Biz, yeni düzenleme ile gönülden ne koparsa değil, gerçekte ne ise onun vergisinin verilmesini hedefliyoruz. Taslakta da buna yönelik hükümlere yer vereceğiz. vergi dairelerini de bu çerçevede daha farklı bir işleve kavuşturacağız. Yeni kanun ile birlikte vergi daireleri, çok daha aktif hale gelecek ve sürekli vatandaşın arasında bulunacak.'


Buyrukçu, bakanlığa son dersini verdi

Geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz edebiyatçı Muzaffer Buyrukçu'nun son döneminde yaşadığı kötü olay Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ders oldu. Bakanlık, Buyrukçu'nun tekerlekli sandalye ve tedavisi için maddi yardım talebine

'yönetmeliğimiz sinema sanatçıları dışındaki kişileri kapsamamakta' denilerek olumsuz yanıt vermişti.

Buyrukçu'nun ölümünün ardından olayın basına yansıması üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı, yasal değişiklik yapmaya karar verdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Müsteşarı Mustafa İsen, 'Bir edebiyat profesörü olarak Buyrukçu'ya yardım edemediğimiz için çok üzgünüm' diyerek, mevzuatın bir an önce değiştirileceğini söyledi.

BİRAZ GEÇ OLDU AMA

Müsteşar İsen, Buyrukçu ile ilgili olarak yakınları aracılığı ile kendilerine bir yardım talebi geldiğini doğrulayarak, şöyle dedi: 'Ancak 'tekerlekli sandalye istiyoruz' diyerek somut bir başvuru olmadı. 5224 sayılı kanunda 'Bakanlık, sinema sektörü çalışanlarını doğrudan destekleyebilir' hükmü nedeniyle sadece sinema çalışanları desteklenmekte. Bu nedenle onun yardım talebinin karşılanması mümkün olmadı. Meclis açılır açılmaz bir yasa değişikliğine gideceğiz. Hükümü, edebiyatçıları da içerecek şekilde genişleteceğiz.'

Volkan YANARDAĞ / ANKARA


Cinsel tacize üst sınırdan 15 yıl hapis


TÜRKER KARAPINAR Ankara

Öğrencisi E.Ü.`ye (12) makam odasında tacizde bulunduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan eski Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürü Dursun Yılmaz, 15 yıl hapse mahkum edildi. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi`nde görülen davanın karar duruşmasına, Aralık 2005`ten bu yana tutuklu yargılanan Yılmaz katıldı. Yılmaz, `Bana yapılan bir komplodur, iftiradır` dedi. Yargıtay kararı onarsa, Yılmaz 8 yıl 3 ay daha cezaevinde kalacak. var

Ankara Etimesgut Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Dursun Yılmaz, arkadaşının derslerine yardımcı olduğu 12 yaşındaki kızı E.Ü.’ye elle tacizde bulunduğu iddiasıyla yargılandığı mahkemece 15 yıl hapse mahkum oldu
Mahkeme, sanığın işlediği suç nedeniyle mağdurenin beden ve ruh sağlığının bozulduğunu dikkate alarak, verilen cezada indirime gitmedi. Yargıtay’ın da kararı onaması durumunda Yılmaz 8 yıl 3 ay cezaevinde kalacak.


Kazayla vatandaşı vurmak polisin görev yetkisini aşar`

Yargıtay, dur ihtarına uymayan oto hırsızına ateş açarken üniversiteli genci vuran polis memuru hakkında verilen `beraat` kararını bozdu
Yargıtay, dur ihtarına uymayan oto hırsızına ateş açarken üniversiteli genci vuran polis memuru hakkında verilen `beraat` kararını bozdu01.09.2006İstanbul Merter`de, 7 yıl önce `dur` ihtarına uymayan oto hırsızına ateş açan polis Yakup Kayhan, yoldan geçen üniversite öğrencisi Nail Çaylıkoca`nın ölümüne neden oldu. Halen görevde olan Kayhan hakkında `kasten adam öldürmek`ten 24 yıl hapis istemiyle dava açıldı. Hiç tutuklanmadan 5 yıl Bakırköy 3`üncü Ağır Ceza Mahkemesi`nde yargılanan sanık, suçu `meşru müdafa` sınırlarında işlediği gerekçesiyle, 2 yıl önce beraat etti. Dosyayı inceleyen Yargıtay 1`inci Ceza Dairesi, Kayhan`ın yere değil, karşı istikamete doğru ateş ettiğinin, polise karşı aktif bir direnme ve saldırının olmadığı bir ortamda ateş edilmesinin bir gerekçesi olmadığının altını çizerek verilen beraat kararını esastan bozdu. Ceza Dairesi, bu şartlar altında gerçekleşen ölüm olayında, sanık polisin `kastı aşan adam öldürme` suçunu işlediğini belirterek, ceza verilmesini talep etti. Yargılamanın yeniden yapılacağı yerel mahkeme, Yargıtay`ın bozma kararına uyarsa, sanık polise 8 yıl hapis cezası verilebilir. Haber: Perihan YILDIZ


Randevulu Sapık

İzmir'de hunharca öldürülen Diş Hekimi Gökşin cinayetinin ardından yine 'af hikayesi' çıktı. Katil, yine bir diş hekimine tecavüzden hükümlüyken afla çıkan Alpaslan Efe Eşrefpaşa semtindeki muayenehanesinde öldürülmüş olarak bulunan Diş Hekimi Zekiye Gökşin (40) cinayetinin katil zanlısı olarak önceki akşam iki kişi gözaltına alındı. Zanlılardan Alpaslan Efe'nin Gökşin'den 'diş temizletmek' için randevu alıp, işyerine giderek cinayeti işlediği belirlendi. Efe'nin suç ortağı Taner Kaya'nın sabıka dosyası oldukça kabarık çıktı. Gökşin'in tecavüz edilip öldürülmesinden sonra polis zanlıların peşine düştü. Gökşin'in çalınan bankamatik kartının kullanmaya çalışıldığı ATM görüntülerinden saptanınca polis, araştırmasını derinleştirdi. Gökşin'i öldürmek ve tecavüz etmek suçundan gözaltına alınan Alpaslan Efe (40) sorgulandı.

AVUKAT VE DOKTORLAR HEDEF

Yapılan incelemede Alpaslan Efe'nin 1995'te bir diş hekimine tecavüz edip, paralarını gasp ettiği ve bu suçtan cezaevine girdiği anlaşıldı. Daha önceki pek çok olayda olduğu gibi Efe'nin de kamuoyunda 'Rahşan Affı' olarak bilinen 'Şartlı Salıverilme Yasası'ndaki indirim hakkında faydalanarak 2005 yılında tahliye edildiği ortaya çıktı. Alpaslan Efe'nin cezaevinden çıkmasından hemen sonra yeniden suç işlemeyi sürdürdüğü ve Gökşin dışında yine iki kadın diş hekimi ile iki kadın avukattan her seferinde aynı şekilde randevu alıp tecavüz ve gasp suçunu işlediği saptandı.

Efe, Gökşin'den 'dişlerini temizletme' bahanesiyle randevu alıp, işyerine gitmiş. Efe sorgusunda tecavüz ve cinayet suçunu kabul ederken, Gökşin'i paniğe kapılarak öldürdüğünü iddia etti. Mahkemeye çıkarılan Alpaslan Efe, arkadaşı Taner Kaya ve M.T., tutuklandı.

Kızımın kanı yerde kalmadı

KIZININ katillerinin yakalanmasıyla acısının biraz olsun hafiflediğini söyleyen baba Yaşar Gökşin, 'Cinayetten 4 gün sonra polisler kızımın katilini belirledi. Bana katillerin resmini gösterdiler. Ancak güvenlik için açıklama yapmadım. Polisin uyarısıyla karıma ve kızıma bile söylemedim' dedi. Polisin cinayeti çözmek için çok sıkı çalıştığını söyleyen baba Gökşin şöyle dedi: 'Cinayetin hemen ardından oluşturulan özel ekipler, katilleri kısa sürede yakaladı. Kızımı öldürerek bizim canımızı yakan katillere Adaletin de en ağır cezayı vereceğine inanıyorum. Kızımın kanını yerde bırakmayan polis teşkilatına teşekkür ediyorum' diye konuştu.

Kadın avukat zor kurtuldu

GÖKŞİN cinayetinin ardından parasız kalan Alpaslan Efe'nin son hedefi ise kadın Avukat A.A. oldu. Üç gün önce 'icra takibi yapmak istiyoruz' diyerek avukatın bürosuna gelen Efe, avukatı bıçakla tehdit ederek tecavüz ve gaspa yeltendi. Ancak kadın avukatın bağırması üzerine Efe kaçtı. Kadın avukat ise dün polise giderek şikayetini bir kez daha yineledi.

Işıl ÖZTÜRK / İZMİR


Şiddete uğrayan çocuklara şefkat eli

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürü İsmail Barış, "Şiddete ve istismara maruz kalan çocuklar için ilk alternatifimiz koruyucu bir ailenin yanına verilmesidir. Bu gerçekleşmediği zaman, çocuklarımızı yurt ve yuvalarımızda barındırırız" dedi.

ANKARA
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürü İsmail Barış, şiddet ve istismara maruz bırakılan çocuklarla ilgili ilk alternatiflerinin çocuğun koruyucu bir ailenin yanına verilmesi olduğunu belirterek, ''Bu gerçekleşmediği zaman, çocuklarımızı yurt ve yuvalarımızda barındıracağız'' dedi.
İsmail Barış, AA muhabirine yaptığı açıklamada, aile eğitiminin, eğitim çağından ve anne-baba eğitiminden başlayarak, toplumun bütün kesimleri için geçerli olması gerektiğini kaydetti.
Aile eğitimi konusunda, Milli Eğitim Bakanlığı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere bazı kurum ve kuruluşların çalışmalar yürüttüğünü dile getiren Barış, SHÇEK'in bünyesinde de bu alana ilişkin çalışmaların sürdürüldüğünü söyledi. İsmail Barış, ''Toplum Merkezleri ve Aile Danışma Merkezlerinde, hem kurum olarak, hem de sivil toplum kuruluşları ile iş birliği halinde, anne-baba eğitimi uygulamaları, kursları ve seminerlerimiz var'' diye konuştu.
İstanbul'da 5 yaşındaki bir erkek çocuğun, öz annesi ve babası tarafından hiperaktif olduğu gerekçesiyle elleri arkadan bağlanarak bir odaya hapsedilmesinin ardından, savcılık kararıyla tekrar aileye verilmesinin, münferit bir olay olduğunu belirten Barış, şunları kaydetti:
''Esas itibariyle mahkemenin, hakimin, karar yetkisi bağımsızdır. Mahkeme, çocukla ve aileyle ilgili net bir karara ulaşıncaya kadar çocuğun, en doğal yetişme yeri olan ailenin yanında kalmasını arzu eder. Dolayısıyla birinci öncelik, çocuğun kendi ailesi yanında korunmasıdır. Esas hedefimiz de zaten sosyal hizmet olarak budur. Ancak hakim böyle bir karar verebilir. Savcılığın vermiş olduğu karar bu olayda belki münferit bir olaydır. Yoksa genelde mahkemelerin vermiş olduğu kararlar, eğer çocuğa karşı bir istismar ve şiddet uygulaması söz konusuysa, mutlaka kendi öz ailesinin yanında değil, başka alternatif tedbirlerle çocuğun korunması yönündedir. Bu çok münferit bir olay, o da hakimin takdirinde olan bir olay.''


TRT'ci Akıllıoğlu'na ağır suçlama


TRT eski Genel Müdür Yardımcılarından Serpil Akıllıoğlu ile oğlu Kerem Akıllıoğlu'nun da aralarında bulunduğu 10 kişi, çocuk pornosu bulundurmaktan gözaltına alındı.


TRT eski Genel Müdür Yardımcılarından Serpil Akıllıoğlu ile oğlu Kerem Akıllıoğlu'nun da aralarında bulunduğu 10 kişi, İspanya ve Alman polisinin yaptığı ihbar üzerine, bilgisayarlarında çocuk pornosu içeren görüntüler bulundurdukları gerekçesiyle gözaltına alındı.

Çocuk programları yapımcısı ve çocuk oyunları yazarlığı da yapan Serpil Akıllıoğlu'nun, kariyerinin bir anda sıfırlanacağı endişesiyle çok korktuğu ve ilk fırsatta tedavi olmak istediğini söylediği öğrenildi.

İspanya ve Almanya polisi, yaptıkları kontrollerde çocuk pornosu içerikli birçok görüntünün bilgisayar ortamında internetten indirildiğini tespit etti. Bunun üzerine yapılan incelemelerde, görüntüleri indiren bilgisayarların IP numaralarının Türkiye'ye ait olduğu belirlendi.

Elde edilen IP numaralarının Türk polisine bildirilmesi üzerine İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Suçları Büro Amirliği'ne bağlı dedektifler, önce numaraların hangi adrese ait olduğunu belirledi.

Daha sonra alınan mahkeme kararı ile tespit edilen adreslere operasyon düzenlendi. IP numaraların ait olduğu belirlenen 16 masa üstü ve 4 dizüstü bilgisayara el konularak gece boyunca konunun uzmanı olan polis memurları tarafından incelemeye alındı.

ÇOCUK PROGRAMLARI YAPIMCISIYDI

İncelemede, 8 masaüstü bilgisayarda çocuk tecavüzü ve 2 yaşına kadar çocukların yer aldığı porno içerikli birçok görüntünün yer aldığı tespit edildi. Bilgisayarların sahibi olduğu ileri sürülen 10 kişi gözaltına alındı.

Gözaltına alınan kişiler arasında TRT eski Genel Müdürü olan çocuk programları yapımcısı ve çocuk oyunları yazarı 61 yaşındaki Serpil Akıllıoğlu ile 32 yaşındaki grafik tasarımcısı oğlu Kerem Akıllıoğlu'nun da yer alması hayretle karşılandı. 51 yaşındaki matbaacı Ali Bal ve 55 yaşındaki Yüksek Makina Mühendisi Aramazt Berberyan'ın da aralarında bulunduğu toplam 10 kişi, sorguları yapılmak üzere Asayiş Şube Müdürlüğü'ne götürüldü. Sorguları tamamlanan zanlılar, adliyeye sevk edildi.

Gözaltında bu görüntüleri internet ortamından indirdiklerini kabul ettikleri ancak suç olduğunu bilmediklerini söyledikleri öğrenildi. Pişman olduklarını belirten zanlıların, tedavi olmak istediklerini söyledikleri ileri sürüldü.

Zanlıların suçlu bulunmaları halinde Türk Ceza Kanunu'nun 226/c maddesi uyarınca 10 yıla kadar hapis cezası ve 500 bin YTL'ye kadar para cezasına çarptırılabilecekler. İlgili TCK içeriği ise şöyle; "Müstehcen görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 500 bin YTL'ye kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, satışa arzeden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran, başkalarının kullanımına süren kişi 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 500 bin YTL adli para cezasıyla cezalandırılır."

TRT ÇALIŞANI SERPİL AKILLIOĞLU MAHKEMEYE ÇIKARILMADAN SERBEST BIRAKILDI

Sarıyer Adliyesi'ne sevkedilen Serpil Akıllıoğlu, mahkemeye çıkarılmadan serbest bırakıldı. Basın mensuplarına açıklama yapan Akıllıoğlu, "Suçlama benimle ilgili değil, grafiker oğlum Kerem bu sitelere girmiş. Pek çok site kendine açılıyor ve sizin haberiniz olmadan bilgisayarınıza bir şeyler ekliyor." dedi.

Oğlu Kerem Akıllıoğlu'nun ifadesinde söz konusu siteye merak ettiği için girdiğini ancak içeriğini görünce kapattığını ve hiç birşey kaydetmediğini söylediği öğrenildi.

Bakırköy Adliyesi'ne sevkedilen Ali Bal ile Aramazt Berberyan da hakim karşısına çıkmadan savcı tarafından sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı.

ÇOCUK PORNOSUNUN TCK'DAKİ YERİ

Türk Ceza Kanunu'nun 226/c maddesi uyarınca çocuk pornosu suçluları 10 yıla kadar hapis cezası ve 500 bin YTL'ye kadar para cezasına çarptırılabiliyor. İlgili TCK içeriği ise şöyle; "Müstehcen görüntü, yazı ve sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis ve 500 bin YTL'ye kadar adli para cezasıyla cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, satışa arzeden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran, başkalarının kullanımına süren kişi 2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 500 bin YTL adli para cezasıyla cezalandırılır."


CİHAN


Çocuk pornografisinde 10 gözaltı


İstanbul’da çocuk pornografisine yönelik düzenlenen operasyonda, 10 kişi gözaltına alındı.

NTV

İSTANBUL - İspanya ve Almanya’da çocuk pornografisi içerikli internet siteleri üzerinde yapılan inceleme sırasında, Türkiye’den de bazı bilgisayarların IP numaraları belirlendi ve Türk polisine bildirildi.

İstanbul’da 16 masaüstü ve 4 dizüstü bilgisayarı incelemeye alan Asayiş Şube Müdürlüğü Bilişim Suçları Büro Amirliği ekipleri, bunlardan 8’inde çocuk porno görüntüleri belirledi.

Bunun üzerine, aralarında S.A. ile oğlunun da bulunduğu 10 kişi gözaltına alındı. S.A. ve oğlu ile diğer 2 şüpheli adliyeye sevk edildiler. Diğer 6 şüpheli ise emniyette ifadeleri alındıktan sonra serbest bırakıldılar. Konuyla ilgili soruşturmanın Çocuk Şube Müdürlüğü ile birlikte sürdürüldüğü kaydedildi.


İzmir'in boyalı kapkaççısı yakalandı

İzmir'de, yüzüne boya attığı kadının çantasını almak istediği öne sürülen zanlı yakalandı.
Alsancak Semti'nde devriye gezen Asayiş Şube Müdürlüğüne bağlı Huzur Timleri, hırsızlık yaptığı iddiasıyla aranan A.Y'yi (28) yakaladı. Alsancak Karakoluna götürülen A.Y'nin, 2 gün önce bu semtte Sevim Çamurcu'nun yüzüne boya atarak, çantasını almak isteyen kişinin eşgaline uyduğu görüldü.

Bunun üzerine karakola çağrılan Çamurcu, A.Y. ile yüzleştirildi. Çamurcu, yüzüne boya atan kişinin A.Y. olduğunu iddia etti.
AA muhabirinin görüştüğü Sevim Çamurcu (38), Alsancak Semtinde çalıştığı işyerinin kapısını açarken yanına yaklaşan bir kişinin yüzüne boya attığını söyleyerek, olayı şöyle anlattı:

''Yüzüme boya atınca ben bağırdım. Paniğe kapılarak çantamı alamadan kaçtı. Yüzüme attığı boya değil, kezzap veya yanıcı bir madde de olabilirdi. Olayın şokunu uzun süre üzerimden atamadım. Psikolojik olarak, içimde bir korku oluştu. Hala yolda yürürken arkamdan gelen kişilere dönüp bakıyorum ve kapkaççı korkusu yaşıyorum.'' A.Y'nin, işlemleri tamamlandıktan sonra adliyeye sevk edileceği bildirildi.


Papağan'lı çeteden 80 bin YTL'lik soygun

İSTANBUL'da papağan adını verdikleri 5 santimlik cihazla banka ATM'lerinden 80 bin YTL'lik vurgun yapan şebeke çöketildi. Biri kadın 5 kişilik çetenin düzeneği sadece 5 saniye içinde kurdukları ortaya çıktı. Bazı banka müşterileri bilgileri dışında hesaplarından para çekildiğini farkederek Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne şikayette bulunması üzerine harekete geçen polis, 80 bin YTL'lik bir vurgunu ortaya çıkardı. Yapılan araştırma sonucundan scimmer adı verilen kopyalama cihazıyla düzenek kurulup ATM'ler üzerinden hesaplardan paraların aktarıldığını belirledi.

Evlere yapılan baskında Tuncay K., Elena S. ve Gökhan Ş., Mustafa Ö., Ahmet Ş. gözaltına alındı. Baskında 1 adet ATM kart giriş yuvasına monte edilen scimmer cihazı, 1 adet ATM klavyesinin üzerine monte edilen klavye düzeneği, bilgisayar ve 115 adet bankamatik kartı ele geçti. Şebeke üyeleri adliyeye sevk edildi.

Devrim TOSUNOĞLU


Bayrak indiren 2 kişiye gözaltı

Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde, bir okulun bahçesindeki Atatürk büstünü taşladığı ve direkteki Türk bayrağını indirdikleri iddiasıyla 2 kişi gözaltına alındı.

Kilise Sokak’taki Denizcilik Lisesi’nin bahçesinde şüpheli kişilerin olduğu ihbarını alan ekipler, bahçede saklanan T.K. ile M.T.’yi, Atatürk

büstünü taşladığı ve göndere çekilmiş Türk bayrağını direkten indirdikleri iddiasıyla gözaltına aldı. Zonguldak, Cihan


Polis sahtecilere göz açtırmıyor


İstanbul’da düzenlenen operasyonda, sürücü belgesi, nüfus cüzdanı, polis kartı, öğrenci kimliği, orduevi giriş kartı ve diploma basan bir şebeke çökertildi.

NTV

İSTANBUL - İstihbarat ve Mali Şube Müdürlüğü ekipleri, çeşitli kurum ve kuruluşlar adına sahte belge düzenleyen bir şebekeye yönelik çalışma başlattı.

Zeytinburnu ve Bakırköy’de belirlenen adreslere yönelik olarak düzenlenen eşzamanlı operasyonlarda 5 kişi gözaltına alındı.

Belge başına 100 ila bin dolar aldıkları belirlenen şebeke üyelerinin, işyerlerinde yapılan aramalarda, basımı tamamlanmış boş diplomalar, sürücü belgeleri, trafik tescil belgesi, nüfus cüzdanları, emekli polis tanıtım kartı, orduevi giriş belgesi ve 1 ruhsatsız tabanca ele geçirildi. Hırsızlık ve sahtecilik suçlarından sabıkaları bulunan 5 kişi sevk edildikleri mahkemede tutuklandı.


Küçük Azad'ı üvey annesi mi öldürdü?

Batman'da 3 yaşındaki Azad Baylan'ın ölümüne neden olduğu iddia edilen üvey anne ve çocuğun babası gözaltına alındı. Emine Baylan (25), Azad'ın damdan düşerek ağır yaralandığını söyledi ancak doktorlar Azad'ın vücudunda darp ve yanık izlerine rastladı. Talihsiz çocuğun üvey annesi, sevk edildiği nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanırken, Azad'ın cesedi Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.

Ömer GÜVENÇ


Gözü dönmüş gaspçılar genci sırtından vurdu


iSTANBUL’DA gaspçı dehşeti sürüyor. Önceki gece Bağcılar’daki halı saha maçından dönen konfeksiyon işçisi Fatih Ayhan (25) Mahmutbey Caddesi üzerinde önünü kesen iki kişiden kaçmak istedi. Gözü dönmüş gaspçılardan biri ateş etti. Kurşunların isabet ettiği talihsiz genç kanlar içinde yere yığıldı.

Ayhan, önce Özel Medical Hospital’e, oradan da Çapa Tıp Fakültesi’ne kaldırıldı. Ancak tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Polis, aynı gece 3 kişiyi daha gasp ettikleri öğrenilen saldırganları yakalamak için çalışma başlattı. 1.5 yıllık evli olan Ayhan’ın 2 ay sonra baba olmaya hazırlandığı öğrenildi.

METE YILMAZ

02.09.2006


Askerlik borçlanması deyip geçmeyin

Halen yürürlükte bulunan sosyal güvenlik sistemimiz, hizmet borçlanmalarına ciddi anlamda sınırlamalar getirmiştir. Halk içinde en yaygın olarak bilinenler “askerlik borçlanması” ve yurt dışında bulunan vatandaşlarımız için “yurt dışı hizmet borçlanması”dır. Bunun dışında istisnai olarak Emekli Sandığına yapılan hizmet borçlanmaları vardır.
Bilindiği gibi, sosyal güvenlik sistemimizi reforme eden 5510 sayılı kanun TBMM’de kabul edildi ve maddelerinin çok büyük bir kısmı 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek. Söz konusu kanunun önemli yönlerinden birisi de hizmet borçlanmaları; bu arada askerlik borçlanması sisteminde yapılan değişiklik olacaktır.
? Borçlanma yapılacak süreler
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunun 41’inci maddesi ile sigortalıların borçlanma yapabilecekleri süreler şu şekilde belirtilmiştir.
a) Kanunları gereği verilen ücretsiz doğum ya da analık izni süreleri,
b) Er veya erbaş olarak silâh altında veya yedek subay okulunda geçen süreleri,
c) 4’üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında olanların, personel mevzuatına göre aylıksız izin süreleri,
d) Sigortalı olmaksızın doktora öğrenimi veya tıpta uzmanlık için yurt içinde veya yurt dışında geçirdikleri normal doktora veya uzmanlık öğrenim süreleri,
e) Sigortalı olmaksızın avukatlık stajını yapanların normal staj süreleri,
f) Sigortalı iken herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınanlardan bu suçtan dolayı beraat edenlerin tutuklulukta veya gözaltında geçen süreleri,
g) Grev ve lokavtta geçen süreleri ve Kurumca kabul edilecek sektörel veya genel ekonomik kriz dönemlerinde işvereni tarafından ücretsiz izinli sayılanların, her yıl için 3 ayı geçmemek üzere bu süreleri,
h) Hekimlerin fahrî asistanlıkta geçen süreleri,
ı) Seçim kanunları gereğince görevlerinden istifa edenlerin, istifa ettikleri tarih ile seçimin yapıldığı tarihi takip eden ay başına kadar açıkta geçirdikleri süreleri,
Sigortalılar ile bunların hak sahipleri borçlanabileceklerdir. Borçlanma yapılacak sürelerden sadece askerlik borçlanmasını ele alıp diğerlerini gelecek haftalara bırakalım.

Yılbaşına bırakmayın
Mevcut duruma göre Sosyal Sigortalar Kurumuna, Bağ-Kur’a ve Emekli Sandığı’na askerlik borçlanması yapılmaktadır. Emekli Sandığının kendine özgü borçlanma yöntemi olmakla birlikte, askerlik borçlanması yapmak isteyen kamu çalışanları bulundukları derece ve kademe üzerinden aylıklarından kesinti yapılarak borçları ödenmektedir.
Bağ-Kur sigortalıları ise, borçlanma primleri sigortalının talep tarihinde bulunduğu basamağın prim tutarları üzerinden hesaplanır. Borç tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde ödenir. Borçlanma primleri süresi içinde ve tam olarak ödenmezse borçlanma geçersiz sayılır. Borçlandırılan süre, sadece sigortalılık süresi olarak değerlendirilir, aylık bağlamaya esas ortalama gelir tutarının hesabında dikkate alınmaz.
SSK’ya borçlanma sisteminde ödenen aylık prim miktarı asgari ücretin yüzde 20’si olarak hesaplanmaktadır. Örneğin; 20 ay askerlik borçlanması yapacak olan bir sigortalı 531 x %20= 106.2 YTL aylık 20 ay x 106.20 = 2.044.00 YTL toplam askerlik borçlanması ödeyecektir.
SSK askerlik borçlanmasında da borç tebliğ tarihinden itibaren altı ay içinde defaten veya taksitler halinde ödenir. SSK’ya kısmi borçlanma yani askerlik süresinin tamamı değil de bir kısmı borçlanılabilir. Bağ-Kur’da ise kısmi borçlanma yoktur.

Nasıl belirlenecek?
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren askerlik borçlanma sistemi tamamen değişiyor. Buna göre borç hesabı sigortalılar ile bunların hak sahiplerinin yazılı talepte bulunmaları ve talep tarihinde geçerli olan prime esas günlük kazanç alt ve üst sınırları arasında olmak üzere, kendilerince belirlenecek günlük kazancın % 32’si üzerinden hesaplanacak primlerini borcun tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde ödemeleri şartı ile borçlandırılarak, borçlandırılan süreleri sigortalılıklarına sayılır.
Kanunun bu açıklamasını rakamlara dökersek durum daha iyi anlaşılacaktır. Yılbaşında yürürlüğe konacak asgari ücretin ne olacağını bilemediğimiz için bugün geçerli olan asgari ücret ve buna bağlı prime esas günlük alt ve üst sınırları dikkate alarak askerlik borçlanması hesabı yapalım.
Bugün için asgari ücret 531 YTL’dir. Yani prime esas kazancın alt sınırın aylık miktarı 531 YTL’dir. Kanun gereği olarak prime esas kazancın aylık üst sınırı ise 531 x 6.5 =3.451.50 YTL olmaktadır.
Askerlik borçlanması yapacak olan sigortalı aylık 531YTL ile 3.451.50 YTL arasında bir kazancı seçip bunun yüzde 32’si oranında prim ödeyecektir. Sigorta primine esas kazancın alt sınırından askerlik borçlanması yapmak isteyen bir sigortalının 20 ay askerlik süresi için ödemek zorunda olduğu toplam prim miktarını hesaplayalım;
531 x %32 =169.92 YTL aylık ve 169,92 x 20 =3.398,40 YTL toplam olarak askerlik borçlanma primi ödemek zorunda kalacaktır.
Yukarıda yaptığımız hesaplama ile karşılaştıracak olursak 20 ay askerlik yapan ve bu sürenin tamamını asgari düzeyden borçlanmak isteyen bir sigortalı yılbaşından sonraya kalırsa yaklaşık 1.300 YTL daha fazla ödeme yapmak zorunda kalacaktır.

Ödeme süresi kısalıyor
Son olarak hesaplana borcun ödeme süresinde yapılan değişikliğe dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Gerçekten, gerek Bağ-Kur’a ve gerekse SSK’ya yapılan askerlik borçlanmalarında borcu ödem süresi altı ay olarak belirlenmiştir.
Ancak, 5510 sayılı yasanın 1 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe girecek olan 41’inci maddesi ile askerlik borçlanmasında borç tebliğ edildikten sonra bir ay içinde ödenmesi zorunlu hale gelecek.


Cerrah'a inceleme veya soruşturma yok

Cerrah'a inceleme veya soruşturma yok
Emniyet, polisin 30 Ağustos'taki törende linç girişimine uğrayan dört genci kurtardığını iddia etti.

RADİKAL - ANKARA - Emniyet Genel Müdürlüğü Sözcüsü İsmail Çalışkan, Lübnan'a asker gönderilmesini protesto eden dört üniversite öğrencisine yönelik linç girişimini 'güzel ve haklı bir tepki' olarak değerlendiren İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında inceleme ya da soruşturma başlatılmadığını açıkladı.
Çalışkan dünkü haftalık basın toplantısında, Cerrah'la ilgili soruları "Düşüncelerini yanlış ifade ettiğini sanıyorum" diye yanıtlarken İstanbul polisine de sahip çıktı: "Polisin linç girişimine karşı tutumu daha önemli. Polis, linç edilmek istenen gençleri vatandaşın elinden kurtardı. Hastaneye götürdü ve tedavisini yaptırdı. 'Polis tahrik etti' diye haberler çıktı. Polis tahrik etseydi vatandaşın elinden kurtarmazdı."
Zafer Bayramı töreninde pankart açtıkları için linç edilmek istenen Musa Seçkin, Nihat Muğurtay ve Hakan Demir ile Çağdaş Hukukçular Derneği, Cerrah hakkında suç duyurusunda bulundu.


Suç makinesi kaçırıldı

G.A.'nın ailesince suça yönlendirildiği belirlenmişti.

DHA - İZMİR - Hırsızlık suçundan defalarca yakalandıktan sonra mahkeme kararıyla tedbiren İzmir'de Buca Şehit Asteğmen Adem Dertsiz Çocuk Yuvası'na konulan sekiz yaşındaki G.A. yuvadan kaçırıldı.
Son olarak İzmir'de bir düğün salonunda hırsızlık yaparken yakalanan G.A., Buca İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği'nde yaşı küçük olduğu için ailesine teslim edildi. Daha sonra yapılan soruşturmada, küçük kızın ailesi tarafından suça özendirildiği saptandı.
Polisin başvurusuyla Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü de, aileyi incelemeye aldı. İnceleme sonunda, İzmir Çocuk Ağır CezaMahkemesi G.A.'nın ailesinden alınmasına karar verdi ve anne ve babası hakkında 'suça teşvik' suçundan dava açıldı. G.A., üç ay önce tedbiren Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağlı Buca Şehit Asteğmen Adem Dertsiz Çocuk Yuvası'na konuldu. Önceki gün sözü edilen yuvaya giden ve G.A.'nın ablası olduğunu söyleyen bir kadınla iki erkek zorla içeri girdi.
Bu sırada yanlarına doğru koşan G.A.'yı, geldikleri otomobile bindiren üç kişi kısa sürede izlerini kaybettirdi. Polisin yaptığı araştırmada otomobilin çalıntı olduğu belirledi. Güvenlik güçleri, küçük kızın ailesi tarafından kaçırıldığı üstünde duruyor.


Bir yılan hikâyesi

Murat Belge - Radikal

Daha önce de üzerine yazdığım bir konuyu yeniden deşmem gerekiyor. Beni kişisel olarak yakından ilgilendiren bir konu bu, çünkü Milli Eğitim Bakanlığı'nın 'Karşılaştırmalı Edebiyat' bölümlerinden mezun olanlara İngilizce öğretmenliği yaptırmama kararlığı ile ilgili. Türkiye varlığını bildiğim iki 'Karşılaştırmalı Edebiyat' bölümünden birinin başkanı olduğum için böyle bir karar doğal olarak beni de çok yakından ilgilendiriyor.
Konu, özetlersek, şöyle. Yabancı dil ve edebiyat öğreten bölümler; ek bir eğitim kursundan geçerek, bildikleri bu dillerin öğretmeni olabiliyorlar. Bizim bölümün öğrencileri öğretmen olamadıkları gibi bu kursa da kabul edilmiyorlar.
Niçin? Bölümün adı 'İngiliz Edebiyatı' değil de, 'Karşılaştırmalı Edebiyat' olduğu için. Başka bir neden görmüyorum ve bir açıklayan da çıkmadı.
Oysa biz bu bölüme öğrencilerimizi yabancı dil, yani İngilizce puanlarına göre alıyoruz, dört yıllık eğitimi İngilizce-Türkçe, herhangi bir İngiliz, Amerikan vb. bölümü kadar İngilizceyle yürütüyoruz. Ödevler, sınavlar İngilizce yazılıyor ve bütün bunlardan sonra 'Karşılaştırmalı Edebiyat' mezunları yabancı dil öğretmeni olamıyor.
Bunu bir süre önce gene yazmışken sonra arkasını getirmememin nedeni şuydu: yazı yayımlandıktan sonra bakanlıktan bir görevli telefonla aradı ve bu sorunu çözmek üzere bir çalışma yapıldığını söyledi. Bundan kısa bir süre sonra da Eğitim Bakanı ile görüşen ortak bir tanıdığımız aynı mealde bir söz duyduğunu bana aktardı.
Bu arada o çalışma yapılamadı mı, bitirilemedi mi, ne olduysa, herhangi bir sonuç çıkmadı. Arada bazı öğrencilerimizin dilekçe yazdıklarını da biliyorum. Sonunda bölümümüzden profesör Nazan Tukin, ne olduğuna dair bilgi sordu ve bir cevap aldık.
Gerçek anlamda 'cevap' denilecek bir şey değil, ama imzalı bir resmi yazı. 'Prensipler ve Eğitim Sistemi Dairesi Başkanı' sıfatıyla Niyazi Yavuz'dan geliyor. 'Bürokratik yazışma' dediğimiz şeyin, yazıyı alanın hiçbir şey anlamamasını garanti altına alan yöntemi ve kuralları gözetilmiş. Başta birtakım 'belge'lere atıfta bulunuluyor: "26/09/2005 tarih ve B. 08. 0. TTK. 0. 01.02.04/10189 sayılı yazı" gibi, yazı elinizde olmadıkça en olduğunu anlamanız imkânsız bir şeyler, herhalde kararlar falan, ama ne? Meçhul!
Ondan sonra daha aydınlatıcı açıklamalara geçiliyor. Öğreniyoruz ki: "Bakanlığımıza bağlı eğitim kurumlarına öğretmen olarak atanacakların atamalarına esas olan alanlar ile mezun oldukları yükseköğretim programları ve aylık karşılığı okutacakları derslere ilişkin Esaslar ve eki Çizelge ilgi (c) kurul Kararı ile belirlenmiştir."
"Bu karar, Bakanlığımızca üniversitelerin ve ilgili kurumların görüşü ile üniversiteler ve eğitim sistemindeki gelişmeler dikkate alınarak düzenlenmiştir."
Yani, gerekli her şey var, yapılmış, gerekli herkese danışılmış. Bu böyle olsa, üniversitelerde 'Karşılaştırmalı Edebiyat'ın ne olduğunu bilen birilerine de bir şeyler danışılmalıydı, ama bundan hiç haberim yok.
Sonuç şöyle geliyor:
"Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı'na yazılan ilgi (d) ve (e) yazılarda da belirtildiği gibi, Yabancı Dil (İngilizce, Almanca, Fransızca) öğretmenliği için başvuru hakkı bulunan yükseköğretim kurumları mezunlarınca bu alandaki öğretmen ihtiyacı karşılanabildiğinden Fen-Edebiyat Fakültesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nün İngilizce öğretmenliğine kaynak oluşturan bölümler arasına alınması uygun bulumamaktadır."
Bu sonuçtan da iki şey öğrenmiş bulunuyoruz: 1) Var olan kurumların mezunları bu işi yapmaya yetiyor ve yabancı dil öğretmeni ihtiyacımız yok; a) Bunun için, Karşılaştırmalı Edebiyat öğrencilerinin yabancı dil öğretmeni olması gerekmez, olmaları uygun değildir.
'İhtiyaç' bulunmadığını işitmek sevindirici olabilir de bu alanda yıllardır çalışan biri olarak bana hiç de böyle görünmediğini söyleyeyim. Ama bu mektubun analizine yarın devam edeceğim.


Bakandan Teftiş Kurulu Başkanı'na tükürük cezası

Funda Özkan - Radikal

Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı'na vekâleten atanan Cemal Boyalı aradı: "Vekâleten atanmak benim 2002'den beri derdim" diye başladı sözlerine.
Geçenlerde yazdığım 'Yasin El Kadı dosyası unutulmadı' yazısından dolayı kendini anlatmak istemiş.
Cemal Boyalı, Ankara Defterdarı olarak atandığında kararnamesi Cumhurbaşkanı Sezer tarafından veto edilmiş, bu görevi vekâleten üstlenmişti. Cemal Boyalı şunları söylüyor:
"AKP iktidarı kurulduğunda herkes tedirgindi, o günlerde irticai atamalar yapılıyor iddiaları vardı. Benim ismim de sağ olsun basında 'TOP 10' listede yer alıyordu. Şimdi Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı'na vekâleten atandım. 18-19 yıllık Maliye, 15 yıllık Maliye başmüfettişliği geçmişim var. Bizler Maliye müfettişi olarak yetiştik. Benim genlerimde özgür, bağımsız çalışma yatıyor. Vekâleten de olsa asaleten de olsa ben müfettişlik sorumluluğundan en ufacık taviz vermem."
Cemal Boyalı'nın bu sözleri pek güzel. Geldik hassas konu Yasin El Kadı dosyasına...
Cemal Boyalı, "Bu inceleme Maliye Teftiş Kurulu Başkanlığı'nın görevi değil. MASAK'ın görevi. MASAK ne zaman inceleme yaparsa yapsın, biz Maliye müfettişi desteği veririz. Dolayısıyla Teftiş Kurulu olarak ne dosyayı kapatma ne de yeniden soruşturma yetkimiz var."
Başbakan Erdoğan'ın "Ben kefilim" diye sahip çıktığı, Başdanışmanı Cüneyd Zapsu'nun her fırsatta savunduğu Yasin El Kadı ile ilgili dosya için Maliye Bakanı Kemal Unakıtan da 'cevherini' konuşturmuştu. CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Sümenaltı mı ettiniz?" sorusuna "Gelsin sümenin altını göstereyim" gibi çok 'anlamlı' laf etmişti.
Yasin El Kadı ile ilgili incelemeyi yapan Maliye Başmüfettişi Hamza Kaçar, raporunun giriş kısmında 'çalışmam sarasında siyasi ve bürokratik engellerlerle karşılaştım' ifadesini kullanmıştı. Bu rapor Genelkurmay, MİT ve Dışişleri Bakanlığı'na da gönderilmişti. Yasin El Kadı dosyası üzerinde çalışırken Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın 'oluruyla' Hamza Kaçar'ın görevden alınıp, Maliye Yükek Eğitim Merkezi'ne atanması gibi 'teferruatlar' bir yana Başmüfettişin iddiası üzerine inceleme yapan üç müfettiş daha sonra böyle bir bürokratik engellemenin olmadığına kanaat getirmişti.
Bu arada ilginç olan Genelkurmay, MİT ve Dışişleri'ne giden Hamza Kaçar'ın raporunun ardından dönemin Maliye Teftiş Kurulu Başkanı Mehmet Tuncer aynı kurumlara 'düzeltme raporu' göndermiş. Gerekçesini sorduğumda Cemal Boyalı "Sayın bakan 'madem yanlışı yaptın sen otur, kendin düzelt' demiş. Teftiş Kurulu Başkanı'nın cezası da tükürdüğünü yalamak olmuş" diye anlattı.

Karamehmet yüzdü yüzdü kuyruğuna geldi
El konulan Yaşarbank'ın eski sahibi Selçuk Yaşar'ın büyük kızı Yaşar Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Feyhan Kalpaklıoğlu'nun yurtdışından yeni bir kredi anlaşması yapmak üzere olduklarını ve TMSF'ye (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na) olan tüm borçlarını kapatacaklarına dair sözlerini hafta başında sizlere aktarmıştım.
Çukurova Grubu patronu Mehmet Emin Karamehmet de önceki dün TMSF'ye 27 milyon dolar daha ödedi.
TMSF ile Pamukbank'tan dolayı yaptığı borç tasfiyesi anlaşmasına göre Karamehmet'in 87 milyon dolar borcu kalmıştı. 27 milyon dolarlık önceki günkü ödemeden sonra kalan paranın 30 milyon dolarını 30 Eylül'de, son 30 milyon dolarını da 31 Ekim'de ödeyecek. Böylelikle Pamukbank protokolünden kaynaklanan borçlarını bitirmiş olacak.
Şunu da belirtmek gerekiyor. Yaşar ailesi ile Karamehmet'i aynı kefede değerlendirmek mümkün değil. Yaşar ailesi başından itibaren kamuyla borç yükümlülüğü konusunda uyuşmazlığa düşmedi. Baştan beri borcuna sadık oldu, bugüne kadar 130 milyon dolar ödedi, kalan faiziyle birlikte 210 milyon dolar için de TMSF ile libor+4.5 faizle 2012 yılına kadar el sıkışmıştı.
Karamehmet Grubu'nda ise kamunun alacakları konusunda TMSF işin ciddi takipçisi oldu.
Yeri geldi Karamehmet banka satmak, şirket yönetimini kamuyla paylaşmak, Turkcell operasyununu yapmak zorunda kaldı. Nitekim Karamehmet'in Pamukbank'tan kaynaklanan borçlar bitiyor ama Interbank'tan kredi işlemi nedeniyle TMSF'yle olan uyuşmazlığı devam ediyor. Karamehmet borcu olduğunu kabul etmekle birlikte TMSF ile rakamda anlaşamıyor.
Bu yüzden de 50 milyon dolarlık dava halen devam ediyor.


Ağaç kesecek olanlar, iyi düşünün!!!
Tamer HEPER/ Milliyet

Bugün size ilginç bulacağınız, bir Yargıtay kararından söz edeceğim. Olay yaygın, deyin ki ortak olduğunuz bir bahçeden, ortaklardan biri sizden habersiz ağaçları kesti götürdü veya olayı daha genişleteyim, kat mülkiyetine tabi binada daire sahibisiniz, bahçenizde ağaçlar var, kat maliklerinden biri bunların tamamını veya bir kısmını kesti götürdü. Eliniz böğrünüzde melül mahzun kalacak mısınız, yoksa yapabileceğiniz bir şeyler var mı? İşte bu karar soruya yanıt veriyor. Şöyle: `Sanığın müşterek hissedar olduğu tapulu araziden diğer müştekilerin iznini almadan suça konu 12 ağacı kestiğinin anlaşılmasına göre konuda uzman orman mühendisi eşliğinde keşif yapılıp, saha üzerinde kesilen ve dikili halde bulunan bütün ağaçların miktarları ve vasıfları belirlenip, her hissedara isabet eden miktar nazara alındığında sanık tarafından kesilen miktar ile diğer hissedarların hisselerine tecavüz olup olmadığı tespit edilerek, ancak tecavüzün mevcut olması halinde eylemin TCK 494/2 maddesinde belirtilen hırsızlık suçunu oluşturacağı, aksi halde eylemin orman olmayan yerlerden ormanlarda yetişen ağaç cinsinden kesmek suçunu oluşturup... cezalandırılması gerekeceği.` Görüldüğü gibi olayın failine hırsızlıktan dolayı hapis cezası veriliyor. Ancak metin içinde sözü edilen 494/2 maddesi eski ceza kanununun maddesidir. Peki yeni ceza kanununda durum ne? Durum benzerlik arz ediyor, ancak, yeni kanunda ilgili maddenin numarası 144. Evet, görüyorsunuz ki, ağaç kesme karşısında boynu bükük kalmamak gerekiyor.

tamerheper@host.com


Vadeli alışverişte ince nokta
Zuhal KIZILOT / Star Gazetesi


zkizilot@yaklasim.com

Kredi kartı ile taksitli alış-verişin trend olduğu bir dönemdeyiz. Her nedense özellikle biz bayanlara, taksitli alış-veriş çok cazip geliyor. Sanki bedava alıyormuşuz gibi... Bir de vade farkı yoksa ‘Bundan iyisi Şam’da kayısı’ diyerek, saldırıyoruz reyonlara... Hazır, vade farkından söz etmişken, faturalara da vade farkı kaydının bulunup bulunmaması konusunu ele almak istiyorum.

Vade farkı

Vade farkı en kısa tanımıyla; herhangi bir mal veya hizmetin peşin satış fiyatı ile taksitli satış fiyatı arasındaki fark, anlamına geliyor. Mal ya da hizmetin bedeli olan nakit alacağın, vadesinde ödenmemesi halinde, bu bedele oransal olarak belirlenip ilave edilecek bir miktarı ifade ediyor. Bu tanıma, mevcut kanunlarımızda rastlamak mümkün değil. Ancak satıcının, enflasyonun yıkıcı etkilerinden korunması amacıyla gündeme gelen bir uygulama.


Vade farkı

kaydının bulunması


Hepimiz, günlük yaptığımız ufak tefek alış-verişlerden, fiş ya da faturanın ne olduğunu biliyoruz. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 230. maddesinde de faturada bulunması gereken şekli unsurlar sayılmış. Buna göre;

# Faturanın düzenleme tarihi, seri ve sıra numarası,

# Faturayı düzenleyenin adı, varsa ticaret ünvanı, iş adresi, bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası,

# Müşterinin adı, ticaret ünvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarası,

# Malın veya işin nev’i, miktarı, fiyatı ve tutarı,

# Satılan malların teslim tarihi ve irsaliye numarasının faturada bulunması gerekiyor.

Fark edeceğiniz gibi ‘vade farkı kaydı’ faturada bulunması gereken asli bir unsur olarak sayılmıyor.


Sonuçları


Peki, faturada, ‘vade farkı kaydı’nın bulunması ne gibi sonuçlar doğuracaktır?

Faturayı alan kişinin, aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde, fatura içeriğine itiraz etme hakkı bulunuyor. (Türk Ticaret Kanunu md. 23/2) Burada fatura içeriğinden anlaşılması gereken, biraz önce saydığımız unsurlar. Kişi, itiraz hakkını kullanmaz ise fatura içeriğini de kabul etmiş sayılıyor.

Vade farkı istenebilmesi için taraflar arasında, bu yönde yazılı bir sözleşmenin ya da bu doğrultuda oluşmuş bir teamülün bulunmasının şart olduğu yönünde, yargıda, tam bir görüş birliği bulunuyor... Ancak böyle bir sözleşme ya da teamülün olmaması durumunda, faturada bulunan, vade farkı uygulanacağına ilişkin kaydın, ne gibi sonuçlar doğuracağı konusunda tam bir fikir birliği mevcut değil.


Bir içtihat


Bu görüş ayrılıkları, bir İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararı ile giderilmeye çalışılmış. Sözünü ettiğimiz Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 27.06. 2003 tarihli ve E:2001/1 K:2003/1 sayılı kararı;

‘Taraflar arasında, yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte, geçerli bir sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda, ‘bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir’, ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliğ ve karşı tarafça, faturaya itiraz edilmemesi halinde, bu durum, sadece fatura içeriğinin kesinleşmesi sonucunu doğurup, vade farkının kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceği’ yönündedir.

Kurul bu kararında, olayı birkaç açıdan değerlendirmiş... Kurula göre, fatura, sözleşme değildir, sözleşmenin ifası ile ilgilidir. İtiraz edilmemesi durumunda, fatura içeriği kesinleşecektir.

Faturada, ‘gecikme halinde vade farkı alınır’ kaydının bulunması ve faturaya itiraz edilmemesi, faturada yer almasına rağmen, taraflar arasındaki sözleşmede düzenlememiş bir hususa ilişkin kaydın, kabul edildiği anlamına gelmemektedir.

Kurul’un bu değerlendirmeler sonrası vardığı sonuç, son derece yerinde olmuş. Okumayı pek sevmeyen ve hukuku da yeterince anlayamayan bir toplum olduğumuzu düşünürsek, ticaretle uğraşan milyonlarca insanın, bu tür ayrıntıları bilmesini beklemek, fazla olur sanırım.

02.09.2006


Yeni Gelir Vergisi Kanunu start aldı

Sezgin Özcan (02.09.2006) - Vatan

Kurumlar Vergisi’nin ardından, Uluslararası Para Fonu’na verine niyet mektubunda yıl sonuna kadar yasalaşması taahhüt edilen Gelir Vergisi Kanunu’nun, yeniden yazımı için start verildi. Gelir İdaresi Başkanlığı ile Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü’nce ortaklaşa yürütülen yazım çalışmasında, Vergi Konseyi’nin Ara Raporu’ndan da yararlanılıyor. Ancak, Vergi Konseyi’nin Ara Raporu’nda yer alan Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının birleştirilmesi önerisine sıcak bakılmıyor.

Mükellefin gönlünden ne koparsa değil, gerçekte ne ise onun vergisini vermesinin hedeflendiği belirtilen yeni düzenleme ile geçmiş yıllarda uygulanan hayat standardı esasının yeni bir türünün getirilmesi, basit usulde vergilendirmenin kaldırılması düşünülüyor.

BİLDİRİM FORMU
Bu bağlamda, çeşitli meslekler için standart kazanç tutarları belirlenecek. Standart kazancın altında beyanda bulunanlardan “Geçim Bildirimi Formu” doldurmaları istenecek. Mükellefin ev, yazlık, taşıt gibi sahip olduğu mal varlıkları ile gelir ve harcamalarını gösterecek Geçim Bildirimi Formu, söz konusu kişinin beyan ettiği gelir ile yaşayıp, yaşayamayacağını da ortaya koyacak.

Beyan edilen gelir ile bildirimi arasında tutarsızlık bulunanlardan bunun izahı istenecek. İzah edemeyenler incelemeye sevk edilecek.

BASİT USUL BİTECEK
Halen 800-900 bin arasında bakkal, manav, tamirci gibi esnafı ilgilendiren basit usulde vergileme kaldırılacak. Belirlenecek limitlerin öncesinde yer alan büyüklükteki mükellefler, gerçek usule geçirilecek ve bunlar işletme hesabı esasına göre defter tutacak. Daha çok el emeği ile geçinenler için asgari ücret kriteri getirilecek ve bunlar gelir vergisinden muaf olacak.

Şehir içi yolcu taşımacılığında bulunan taksiciler ve dolmuşçular için çalıştıkları hat ve durak dikkate alınarak ortalama kazanç belirlenerek, beyan edilen gelirlerin ortalama kazancın altında kalması önlenecek.

Ücretlilerin gider indirimi olarak adlandırılan vergi iadesi kalkacak. Yerine, eş ve çocukların durumunu dikkate alan özel indirim gelecek.

Gayrimenkul satış kazançlarının vergilendirilmesindeki 4 yıllık elde bulundurma süresi 5 yıla çıkarılacak. Vergi Konseyi’nin bu konudaki öngörüsü, satış kazancının yüzde 10’luk bölümünün vergi dışı bırakılması şeklindeydi.


Islamcılık şişede durduğu gibi durmaz

Özdemir İNCE - Hürriyet

oince@hurriyet.com.tr


CUMHURİYETİ kuranlar, tarihimizin en çağdaş kadrosunu oluşturur.

Eğitim sisteminin birbirine zıt insanlar yetiştirmesinin toplumun felaketine yol açacağını çok iyi gördükleri için Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu (Öğrenim Birliği Yasası’nı) çıkarmışlardı. Bu yasa uygulamada iğdiş edilmeseydi, İslamcı alimler abdest suyunun nazara iyi geldiğini ileri süremezlerdi.

* * *

İrtica konusunda kaygı duyanları paranoyak olmakla suçlayan "kefiller cemaati" neden böyle bir göz külleme operasyonuna girişiyor acaba? Bu soruya yanıt ararken, aklımıza, başta irtica olmak üzere Cumhuriyet düşmanlığı davası geliyor.

İrtica yandaşı İslamcılara göre, 23 Nisan 1920’de kurulan birinci TBMM, kendileri için bir devr-i saadet idi. Çünkü birinci Meclis’te epeyce saltanat ve hilafet yandaşı din adamı vardı. Cumhuriyet’i kurmak isteyen kadro, engel çıkarması muhtemel odakları etkisiz hale getirmek için birinci Meclis’i dağıtıp ikinci Meclis’i topladı. Mürteci İslamcıların ve ayrılıkçı Kürtçülerin bu nedenle birinci Meclis’e karşı gönül bağları vardır.

* * *

Cumhuriyet’in bugünkü haliyle kurulmasına engel olamayan Mürteci İslamcılar, mağdur (!) Kürtçülerden tasfiyeye uğramayanlar, Cumhuriyet Halk Fırkası (Partisi) içinde kaldılar ve kış uykusuna yattılar. Aralarından bakan ve başbakanlar çıktı. Taa Dörtlü Takrir’e (1945) kadar. İşte o zaman yavaş yavaş kış uykusundan uyandılar ve Demokrat Parti’nin kuruluşunda (7.01.1946) yer almaya başladılar. Tarikatlar siyasette yeniden söz sahibi oldu.

Demokrat Parti, çıkardığı Atatürk’ü Koruma Kanunu’na karşın, Birinci Meclis’in restorasyonu gibidir.

* * *

27 Mayıs Anayasası’nın ardından siyasal partiler yeniden kurulmaya başlayınca, Demokrat Parti katarından önce milliyetçiler, daha sonra da İslamcılar ayrılmaya başladılar. Cumhuriyet’ten rövanş almanın zamanının geldiğini düşünen kadrolar ve cemaatler, Erbakan Hoca’nın önderliğinde kendi partilerini kurdular ve Cumhuriyet rejimi konusunda içten düşüncelerini açıkladılar. Bu rejim kanla da olsa yıkılmalıydı.

Araya 28 Şubat girdi.

* * *

Bugün iktidarda bulunan AKP, Birinci TBMM’de yer alan muhalif ve mürteci kadronun devamıdır. Zaten bunu gizlemiyorlar. Şu anda iktidarda bulunmaları, kesinlikle kendi siyasal dehalarının ürünü değildir. 1970 ve 80’lerin yenik düşmüş acilci goşist kadrolarının ve küreselleşmeci liberallerin destekleyici çalışmaları olmuştur. Bu destek kendiliğinden (spontane) bir destek miydi, yoksa uzaktan kumandalı bir destek miydi, bunu tahmin etmek çok kolay değil. Ama acilci goşist gelenek, uzaktan kumandayı da akla getirmiyor değil.

Bu akış içinde 80 yıllık yakın tarihi dikkatle incelediğimiz zaman, İslamcı irtica ürküntüsünü paranoya olarak tanımlamanın kasıtlı bir fesat oyunu olduğunu görürüz.

* * *

Bitirirken, Diyanet İşleri cenahında ortaya çıkan şaklabanlıklara bir katkıda bulunmak istiyorum: Şaman geleneği içinde Yüğrük Ocağı olan bir ailenin temsilcisi olarak, deve bokunu bir tıkırım kaynatıp suyunu içmenin soğuk algınlığına karşı çok etkili olduğunu söyleyebilirim. İslamcı bilim otoritelerinin bilgi ve ilgisine sunarım.


Maliye’nin sigara işleri

Erdal SAĞLAM - Hürriyet

esaglam@hurriyet.com.tr

HER geçen gün Maliye Bakanlığı’nın yeni bir beceri dolu icraatına şahit oluyoruz.

Sigara fiyatları, AKP iktidarı ve Maliye Bakanlığı’nın bu yönetimiyle birlikte sorun olmaya başladı. Daha önce de sigara fiyatları değişirdi, Maliye Bakanlığı yine müdahil olurdu ama hiçbir zaman böyle sıkıntı olmazdı.

Maliye Bakanlığı’nın mevcut yönetimi ile birlikte her sigara zammı sorun olmaya başladı. Bırakın sigara zammının sorun olmasını, Maliye Bakanlığı dönem dönem durup sigara fiyatlarında kendisi sıkıntı yaratır oldu. Hem de durup dururken...

Daha önce de yazmıştık; Maliye Bakanlığı’nın sigara üreticilerine yaptığı baskı hem demokratik bir ülkede, piyasa ekonomisi uygulanıyor denilen bir ülkede duyulmuş şey değildir, hem de bizzat "anlaşmalı zam"ma zorlayarak, Maliye Bakanlığı Rekabet hukuku açısından, doğru dürüst araştırılsa, kesinlikle suçlu duruma düşecektir.

Peki, niye sigara üreticileri kendi aralarında tepişip, Maliye Bakanlığı’nın bu piyasa ekonomisine ters düşen işlemlerine karşı ses çıkarmıyorlar?

Bir düşünün... Siz sigara üreticisisiniz, rekabet var ama öyle iyi para kazanıyorsunuz ki... Hem de Maliye zoruyla. Maliye sizi zamma zorluyor, sonra gidip rakibinize de aynı şekilde zam yaptırıyor, dolayısıyla kárınızı Maliye yardımıyla katlayıp duruyorsunuz.

Sigara fiyatları bizden daha pahalı ülkeler tabiİ ki var, ama ben sigara üreticilerinin bu kadar çok kazandığı bir ülkenin var olduğunu sanmıyorum.

Üstüne üstlük Rekabet hukukunun, Maliye’nin sigara zammına zorlayarak delindiği başka bir ülke olduğunu da tahmin etmiyorum...

Maliye’nin sigarada yaptığı bununla da sınırlı değil.

Maliye sigara ve içkilere konacak bandrollerle ilgili açtığı ihale ile iddia ediyoruz ki; Türkiye’nin itibarını zedelemiştir. Hem de ABD, Brezilya geze geze...

Ankara’da bazı elçilikler, son günlerde Maliye’nin açtığı bandrol ihalesini konuşuyor. "Adrese teslim ihale" yeniden hortladı ve çok açık biçimde belli bir firmaya dönük ihale şartnamesi hazırlanıyor. Bunu da yapan kamu ihalelerinde yapılan yolsuzlukları önlemesi gereken yani kamu yararını gözetip, halktan alınan paranın çarçur olmasını, hortumcuya gitmesini engellemeye çalışması gereken Maliye oluyor...

TÜRKİYE’NİN İTİBARI SÖZ KONUSU

Maliye Bakanlığı dün bir açıklama yaparak bandrol ihalesinin ertelendiğini açıkladı. Bununla birlikte daha önce gündeme getirdiğimiz ihaleyi adrese özel kılan unsurların da şartnameden çıkarıldığını duyurdu.

Yani bir anlamda Maliye Bakanlığı daha önce ihale için hazırladığı şartnamenin adrese özel olduğunu, yani tek bir firmayı gösterdiğini kabul etmiş oldu.

Kısacası; Maliye Bakanlığı yönetimi, daha doğrusu Gelir İdaresi Başkanlığı yönetimi ya yaptığı işe hakim değil, ya da...

"Efendim, bize bakanın oğlu ile Malezyalı bir şirketin bu ihaleye gireceği söylenip girmememiz isteniyor" diye konuşan elçiler, büyük Avrupalı şirket yöneticileri, ihale ertelendi, şimdi ne diyecekler? Türkiye’nin itibarı gitmedi mi?..

Ya da "Eski bir üst düzey bürokrat ve bakanın, bu iktidarla da işlerini düzeltip, Merkez Bankası’yla yeniden arayı bulup banknot için aracılık ettiği şirkete mürekkep sattırdığı, ardından da şartnameyi sadece aracılık ettiği firmanın kazanması yolunda adrese özel bandrol ihalesi hazırlattığı" yolundaki söylentiler, haklılık kazanmayacak mı?

Biz Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bağımsız olması konusunda çok yazdık çizdik. Ama Maliye Bakanı ve hükümet, Gelir İdaresi’ni yine kendilerine bağımlı kıldılar. İşin kötüsü, bağımsız olması gerekenler, iş yapmak için siyasi etkilerden uzak kalması gerekenler, kendileri bağımsızlık için bastırmadılar. "Nasıl olsa Bakanla birlikte iş yaparız" diye düşündüler.

Nasıl iş yapıldığını görüyor musunuz? Bu kafayla yapılan işlerin becerisi de ortada.


'İtibar' için bu liste yetmez mi?
Mehmet Çetingüleç / Takvim

Deniliyor ki: "Uluslararası camiada saygınlık, itibar kazanmak için Lübnan'a gitmemiz lazım." 1950-1955: Amerika istedi. Kore' ye 1 tugay gönderip, 700' ün üzerinde şehit verdik. (Karşılığında NATO'ya girdik ama diğer NATO üyeleri böyle bir bedel ödeyerek mi alındı?)
1993-1994: Somali' deki BM harekâtına 300 askerle katıldık.
1993-1995: Bosna' ya bin 400 asker gönderdik.
1997: Arnavutluk' taki kriz üzerine BM Güvenlik Konseyi' nin çağrısına 800 askerle destek verdik.
2001: Makedonya' daki NATO harekâtına 1 bölükle katıldık.
Kosova' ya 1 taburla gittik.
Afganistan'a bin 500 civarında asker gönderdik.
Son olarak, Afrika' daki Kongo Demokratik Cumhuriyeti' nde seçim güvenliğini sağlamak için bile asker gönderdik.
Hâlâ uluslararası saygınlık ve itibar kazanamadık mı?
İlla Lübnan' a asker göndermek mi gerekiyor?

***

Bakın, Lübnan' da Ermeniler, Türkiye aleyhine gösteri yapmaya başladı.
Ellerindeki pankartlarda Türkiye-İsrail arasındaki askeri işbirliğine dikkat çekiliyor.
Yani, Türkiye' ye karşı Hizbullah' ı kışkırtıyorlar.
Lübnan' ın Türk askeri için çok güvenli bir bölge olmayacağına ilişkin sinyaller var.
Yetkililer reddetse de, BM Barış Gücü askerlerinin görevi içerisinde "Hizbullah'ı silahsızlandırma" ve hatta "sıcak çatışmaya girme"nin de bulunduğu ortaya çıktı.
Öyle, Türk kamuoyunu sakinleştirmek için verilen demeçlere bakmayın.
"Risk olmadan kazanç olmaz" gibi sözlere de.
"Risk" alınır, ama ortada "kazanç" ihtimali varsa.
Lübnan' da Türkiye' nin kazanacağı ne var?
Eğer "İtibar" diyorsanız, o zaman yazının başındaki tabloya bakın.
İtibar kazanmamıza yetecek uzunlukta bir listeye sahibiz.
"Uluslararası camianın bir parçası olma" nın evrensel kriterleri; barış içinde, demokrasiyi, hukuku, insan hak ve hürriyetlerini geliştirmek değil midir?
"Savaş istemiyorum" diyen insanları tekme-tokat döverek, uluslararası camianın "saygın" bir üyesi olabilir misiniz?

***

İsrail' in Lübnan saldırısında amaç belliydi.
Ama İsrail ve Amerika, Hizbullah üzerinden İran ve Suriye' yi savaşa çekmeyi başaramadı.
Şimdi yeni bir yol deneniyor.
Cumhurbaşkanı dahil aklı başında olan herkes "Türk askerinin o yolda ne işi var?" diye soruyor.
...Ve ekliyorlar:
"Bizim işimiz kendi sınırımızda. Oraya bakmamız gerekmiyor mu?"


İnsan canının değeri ve.. Hukuk!..

Hıncal Uluç / Sabah

Haberler bir haftanın içinden..
Karayolundaki çukura bir otomobil düştü.. Yedi kişi öldü..
Su parkında eğlenen 10 yaşındaki bir çocuk yüzlerce kişinin gözleri önünde boğuldu.
Yamaç paraşütü yapan bir adam rüzgâr hızlanınca sahildeki direklere çarptı ve hayatını kaybetti..
Peki sonra ne oldu?..
Hiçbir şey..
Hiçbir şey olmadı. Ölenler öldükleri ile kaldılar..


Karayolları'nın ihmalinden bu kaçıncı ölüm.. Dökülen mıcırlar, kazılan çukurlar.. Yeterince uyarılmayınca, ölen ölene..
Avrupa'ya, Amerika'ya gittiğinizde görüyorsunuz, herhangi bir şekilde tamire alınan yol kaç kilometre öncesinden ve nasıl şaşmaz işaretlerle belirlenir.. İlerdeki durum sürücüye nasıl haber verilir.. İşaretleri kaçırmanız mümkün değildir. Gözlerinizi yumsanız bile fark edersiniz..
Neden orada böyle kaçırılması mümkün olmayan işaretler konur da, bizde boyalı iki bidonu yüz metre geriye koymakla iş bitti sanılır?.
Çünkü uygar ülkelerde insan canı kıymetlidir. Bu kıymeti yaratan da hukuktur.
Bir yanda ihmali yapanlar ceza mahkemelerinde hak ettikleri cezayı alırlar, hapis yatarlar.. Bir yandan da hukuk mahkemeleri, insanın değerinin ne olduğunu açıkça gösteren çok ağır tazminat cezalarına hükmeder.
Yani uygar bir ülkede böyle bir ihmali yapanın, yapanların hayatları fena halde sarsılır. Onlar da bunu bildiklerinden her önlemi kusursuz almak için yarışırlar.


Bu plajlarda, tatil köylerinde kaçıncı ölüm?.
Nedeni açık.. Buralarda özel yetiştirilmiş, her türlü araç ve ilaçla teçhiz edilmiş profesyonel cankurtaranlar yok.
Laf ola beri gele, bordrolarda bu isim altında imzası olanlar bulunur ki, sorulduğunda "Var" densin..
Ama denetlenmezler.. Hiçbir yerde denetlenmezler.. Kimdir bu cankurtaranlar?.. Eğitimleri nedir?. Plajda etrafı gözetleyecekleri kuleleri var mıdır?. Özel giysileri içinde hemen belli olurlar mı?. Plajın, havuzun kapasitesine göre yeterli sayıları var mı?.
Bunca gezen var içinizde kaç yerde cankurtaran kulesi, kaç yerde fosfor yelekli cankurtaran çarptı gözünüze..
Geçiniz?.. Bu ülkede cankurtaranları denetleyen bir birim, bir kurum var mı?..
Antalya Valisi'ne soruyorum.. Muğla, İzmir, İstanbul Valilerine soruyorum..
İl sınırlarınız içindeki plaj ve havuzlarda can güvenliğini sağlayacak elemanları denetliyor musunuz?.. Denetlemek aklınızdan geçti mi?. Hiç merak ettiniz mi, eksikliği insan canına mal olan, hem de durmadan mal olan cankurtaranları denetlemek kimin işidir?.
10 yaşındaki çocuk 1 metre 40 santimlik havuzda boğuldu. Adam gibi cankurtaran olsa boğulmazdı..
Bunun hesabını soracak hukuk bizde var mı?.. Ceza mahkemeleri, savcılar işin peşine düştüler mi?. Hukuk davaları açıldı mı?.


Yamaç paraşütü pek çok ülkede yasak..
Bizde serbest.. Şimdi deniz paraşütü moda.. Bilip bilmemek önemli değil. Parayı bastırdınız mı, sürat teknesinin arkasından uçuyorsunuz.. Peki sizi uçuranlar bilgili mi, uzman mı?. Böyle bir iş yapmaya ehliyetleri, lisansları var mı?. Tehlike anında nasıl müdahale edeceklerini biliyorlar mı?.
Güldürmeyin beni..
Kader öyle istemiş. Yazısı o kadarmış.. Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir..
Müzik 91 desibel oldu mu, gece kulübünü ekipler basar.. Ama ihmali insan canı demek olan durumlarda kimse denetleme yapmaz. Çünkü bu denetimi kimin yapacağını, valiler bile bilmez.. Böyle bir kurum binlerce plaj ve havuza sahip Türkiye'de yoktur.


Türkiye hep böyle mi kalacak?.
Evet!..
Ne yazık ki, "Evet!.."
Savcılar, cinayet davaları açmadıkça, mahkemeler bu ihmalci kurum ve kişilere öldürücü tazminat cezaları biçmedikçe bu ihmal, bu sorumsuzluk sürecek, insanlarımız pisi pisine, boşu boşuna, hadi açık söyleyeyim kusura kalmayın, boku bokuna ölmeye devam edeceklerdir.
İnsan canının değerini Türk Hukuk Sistemi belirleyecektir..
Başkaları değil!.. Savcılarımız ve yargıçlarımız!..
Sakın ola bana "Elimiz kolumuz bağlı" demesinler.
İnsan canından kutsal ne var?..

02 EYLUL 2006 CUMARTESI GUNLU GAZETELERDEN YARGI HABERLERI

Canım Babam Hasan ÖZDERİN in Aziz Hatırasına,

( 13 Aralık 2004 – Söz Eylemini Yitirdi...)

OZDERIN,M.

msn: ozderin@hotmail.com

1 Comments:

Anonymous Anonymous said...

"dikkat

Biz meşru, saygın hükümete kayıtlı bir para borç veren vardır. biz
mali yardım sunan bir şirketiz. Biz borç Kredi kötü olması ya da gerek mali yardım ihtiyacı olan insanlara
iş yatırım için faturaları ödemek için para. Ben bu kullanmak istiyorsanız
Biz güvenilir yararlanıcı yardımda sizi bilgilendirmek için orta, Biz
Eğer 2% bir kredi sunmak için mutluluk duyacağız, bu yüzden istemeye çekinmeyin
size hizmet en iyi vermek için bir kredi, allanfinancialinvestment@yahoo.com

Sağlanan hizmetler * dahil
* Yeniden finansman
Ev Geliştirme *
* Yatırım Kredisi
Taşıt Kredisi *
* Borç Konsolidasyon
Kredi hattı *
İkinci Mortgage *
İşletme Kredileri *
Bireysel Krediler *
Uluslararası kredi.

Bowers BİLGİ:

Tam adı:
cinsiyet:
Medeni Hali:
adresi:
ZIP / şehir:
Ülke:
Doğum Tarihi:
finansman:
gerekli:
Kredi Süre:
Maaş / Yıllık Gelir:
Meslek:
Kredinin amacı:
Telefon:
Faks:

Slogan: Biz kredi temininde müşterilerimize sağlamak ve garanti
programı alacaksınız.

En iyi dileklerimle.

3:58 AM  

Post a Comment

<< Home